Yanıt işlemini gazetedeki yazımın altına not göndererek de yapabilirdim. Ancak, size özel bir yanıt vermemin, siz genç ama deneyimi, lakin sorumluluğu yüksek olan, meslektaşıma daha çok yakışacağını düşündüm. Çünkü siz bilgim dahilinde, yalnızca bir meslektaşım değil ;
- Cömert Hotels Grubu yönetim kurulu üyesi,
- "DELPHIN PALACE DE LUXE" Otelinin Genel Müdürü,
- AKTOB yönetim kurulu üyesi,
- Skal Club International üyesisiniz.
Size meslektaşım diye hitap etme nedenim, sizin patronluk şapkanızın yanında, bir de GM şapkanızın bulunmasındandır.
Siz, turizme kampçılıktan başlayıp, de luxe "DELPHIN Hotels Group" u yaratan değerli bir ailenin temsilcisisiniz. Ailenizin bu büyük çaba, azim, başarı, turizme katkısı ve aldığınız ödülleri, mütevazi bir meslektaşınız olarak kutlarım. Siz, edindiğim izlenim kadarıyla, deneyimli bir turizmci, otelci, genç ve gelecek vadeden, sosyal yanlı bir patronsunuz.
Sizin gibi, değerli bazı üst düzey yöneticilerin yazılarımı takip ettiklerini, ya kendileri ile karşılaştığım veya bir vesile ile telefon görüşmesi yaptığım vakit öğreniyorum. 2.5 Yıl önce beni rahatsız eden bir konu üzerindeki düşüncelerimi bir yazı ile yansıtmak isterken, okurlardan aldığım güç, cesaret ve gazetemiz yönetiminin gösterdiği ilgi, iyi niyet ve hoşgörü ile bu güne kadar 115 farklı konuda yazı yazma cesaretini buldum.
Sayın Cömertoğlu, hatırladığım kadarı ile, siz, bu güne kadar yazılarıma yorum gönderen, patron düzeyinde ilk kişisiniz. "Patronlarımız!" başlıklı yazıma samimi katkıda bulunmak istediğinizin farkındayım.
Patronlar, genelde bu tür platformlarda boy göstermekten, bir fikir, bir görüş ifade etmekten kaçınırlar. Çok gerekirse bir aracı kullanırlar. Sizin özgüven ve medeni cesaret gösterip, bir zinciri kırıp, başka yazarların yazılarına da yorum gönderdiğinizi "Google" arşivinden tespit ettim. Bu özgüven ve medeni cesaretiniz, patronluğunuzun yanı sıra, biraz genç olmanız ve biraz da GM koltuğunun sağladığı girişkenlik ve sosyallikten kaynaklandığını sanıyorum.
"Patronlarımız!" Yazısını hazırlamamda ne kadar isabet kaydettiğimi görmek beni sevindirdi. Çünkü, anlattığınız kadarı ile siz, benim yazımda belirttiğim; "İşletmelerde çok çeşitli ve farklılık arz eden patron türleri vardır" tezime giren patronlardan yalnızca birisisiniz. Çünkü, yazımda tarif etmeye, anlatmaya çalıştığım patron tipleri için siz; "...Evet! Ben senin anlattığın patronlardanım..." diyerek, özgüven ve medeni cesaretinizi ortaya koymuşsunuz.
"Patronlarımız!" başlıklı yazımın içeriğinde birbirinden önemli hususları objektif bir gözle anlatmaya çalıştım. Üzerinde durulacak çok önemli konular olmasına rağmen, bir cümlem üzerinde uzunca durmanız beni şaşırttı. Cümlemi aynen tekrarlıyorum; "İş hayatımda hiçbir zaman patron olmayı hayal etmedim ve hedeflemedim. Hedeflese idim, mutlaka ki hedefime de ulaşırdım."
Bu cümlem üzerine bana tavsiyelerde bulunup, bir paragrafınızda demişsiniz ki;
"...Sevgili duayen Barış Bey, İbrahim Tatlıses de; "İstesem Oxford'u bitirirdim diyor. Bizim mahalledeki deli de; "İstesem astronot olurdum ama yüksekleri sevmem, onun için deli oldum" diyor. Yapmadığınız veya yapamadığınız bir şeye, istesem yapardım demeyin, yapın! O riske, o zorluğa girin! Yapabiliyor musunuz? Bir gösterin! Beğenmezseniz, hayır kurumlarına hibe edin! Gelin o zaman patronlara ve genç turizmcilere patronluk öğretin!..."
Bir başka paragrafta da aşağıdaki önerileri yazmışsınız;
"...Hiçbir zaman yaşamadığın mevkileri, tatları ve tecrübeleri, "İstesem yaşardım" deyipte, üzerinden tavsiyelerde bulunma! İnsanları hiç bilmediğin bir konuda yanlış yönlendirmiş ve belki de ideal edindikleri bir davadan vaz geçirmiş olursun. Evet, ben senin anlattığın patronlardanım ama, senden fazla turizm içinde yaşamış, senden fazla mektebini okumuşumdur belki..."
Sayın Cömertoğlu, diğer meslektaşlarımıza ve gençlere örnek teşkil edecek o kadar güzel bir tablo çizmişsiniz ki, konuya nereden başlayacağımı şaşırdım. Ama bir yerden başlamalıyım diye düşünüyorum. İzninizle görüşlerinizi madde madde yanıtlayayım ki, konular birbirine karışmayıp, net ve iyi anlaşılsın.
1. Sayın İbrahim Tatlıses'in söyleminin doğrusu şöyle idi; "Urfa'da Oxford vardı da biz mi okumadık?" Sayın Tatlıses'in bu haklı sitemi tarihe geçti. Ben ise, patronluk için bir hayal ve hedefim yoktu diye ifade ediyorum. Her iki konu birbirinden çok farklı. Teşbihiniz yerine oturmamış.
2. Sizin mahalledeki deli örneğini benim söylemim ile mukayese etmeniz de hiç şık olmamış. Terazinin bir kefesine 1 Kg. altın diğerine de1 Kg. bakır konup, mukayese veya teşbih yapılmaz.
3. Patronluk riskine ve zorluğuna girmemin hiç hayalim ve hedefim olmadığını zaten açıkça ifade etmiştim. Doktorluğu hedefleyip, doktor olan bir insana; Niye hastane açmadın kardeşim?" Denmez. Girişimcilik ve yöneticilik farklı ihtisas kollarıdır. Yapan yok mu? Tabii ki var. Allah herkese; "Yürü ya kulum!" demiyor ki... Bu bir amaç, fırsat, kapital, zamanlama ve risk konusudur.
Bir bektaşi der ki; "MUTLAKA BÜYÜK ADAM OLMAYA GEREK YOK, BİZLER YALNIZCA ADAM OLALIM YETER!"
4. Bu güne kadar hangi patron beğenmediği veya başarılı olamadığı işletmeyi hayır kurumlarına hediye etmiştir? Örnek verebilir misiniz? Siz hediye eder misiniz?
5. Size patronluğu aile büyükleriniz çocuk yaşlarınızdan itibaren aşılayıp, öğretip, işletmeyi size teslim etmişler. Şimdi de deneyimli ve başarılı bir patron olduğunuzu, işletmenize ödüller kazandırdığınızı ifade ettiğinize göre, gençlere patronluğu öğretmek bana değil, size yakışır.
6. Yazım içeriğinde patronlara ve patron adaylarına tavsiyeler yok. Estağfurullah! Yanlış izlenime sahip olmuşsunuz. Patronlara tavsiyelerde bulunmak benim haddim değil. Ben yalnızca bir durum tespiti yapmaya çalıştım. Bu hususu da yazımın içinde açıkça ifade ettim. Aslında yazımın içeriği herkes tarafından bilinen, konuşulan hususlardır. Ben yalnızca birleştirip, özetleyip, tekrarladım.
7. Yazımda hiç kimseyi yanlış bilgilendirip, yönlendirmediğim, sizin başka bir paragrafınızdaki şu ifadeniz beni doğruluyor; "...Sevgili Ünsal abi, patronların yaşantısı ile anlattığın her kelimeye katılıyor ve şahsen yaşadığımı da açıkça belirtmek istiyorum..." Bir başka paragrafınızda da; "...Sevgili dostlar, evet patronluk zor, huzursuz, yalnız, stresli, özel hayatın göz önünde, düşmanın, sevmeyenin, hırla gürle..." diye devam ediyorsunuz.
8. Siz hiç istemeseniz, hiç hedeflemeseniz de doğuştan patron doğmuşsunuz. Patronluk sizin kucağınıza düşmüş. Ailenizden size önemli bir birikim bırakılmış. Siz de başarıya mahkum olmuş, aldığınız emaneti iyi değerlendirip, önemli bir başarı kazanmışsınız. Bunun için sizi kutlarım.
Bana, ne kendimin ve ne de eşimin ailesinden bir şey bırakılmadığı için, patron değil, bireysel yeti ve çabalarımla mütevazi bir yönetici olabildim. Hatta, yönetici olmak dahi hedefimde yoktu. Yöneticilik görevi bana, alt yapımın ve niteliklerimin kuvvetli bulunması nedeniyle, üstlerimin ısrarı ve destek vaatleri ile verilmiştir. Bu gün, sahip olduğum değerlere, geldiğim noktaya baktığımda, Allah'ıma çok şükrediyorum. Hayatta olmayan üstlerime Allah'tan rahmet, halen hayatta olanlara da Allah'tan uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.
Daha ileri hedeflere ulaşabilirlik açısından, hiçbir zaman bir üzüntü, bir hayıflanma, bir kıskançlık duygusu içinde olmadım. Çünkü, yöneticilik beni manen yeterince tatmin etmiştir. Ancak, daha uzun yıllar meslekte verimli olabilecek kapasitede iken, karşılaştığım çelme takmalar, fesatlıklar, kıskançlıklar, nankörlükler beni çok olumsuz etkilediğinden, meslekten erken çekildim.
9. Aşağıdaki iddianızın "Patronlarımız!" yazımın içeriği ile hiç ilgisi yok; "...Altımda çalıştı, üstümde çalıştı şeklinde birkaç eski ekmek arkadaşınız ve meslektaşınızla tartıştığınıza şahit oldum..."
Sayın Cömeroğlu, konuyu yanlış algılamışsınız. Bir kere daha açıklayayım; "turizmdebusabah" gazetesinde okuduğum bir habere not göndererek, AKTOB Yönetim Kuruluna seçilen ikisi geçmişte departmanımda görev yapmış ve birisi ile farklı bir otelde, aynı departmanda görev yaptığımız 3 eski meslektaşımı kutlamıştım. Aynı departmanda görev yaptığımızı ifade ettiğim arkadaşımın yersiz bir itirazı olmuştu ve; "Ben senin maiyetinde çalışmadım" demişti. Notum dikkatli okunmadığı için yanlış anlaşılmıştı.
Sizin de notumu dikkatli okumadığınız anlaşılıyor. İfade ettiğiniz gibi ortada bir tartışma yok. Bu bağlamla, sizin gıyabi şahitliğiniz de söz konusu olamaz. Metni gazete arşivinden isteyip veya "Google" arşivinden bulup, bir daha dikkatle okursanız, ortada konu edilecek, uzatılacak değerde bir şey olmadığını tespit edersiniz.
Notumdaki en önemli husus herkes tarafından göz ardı edilmiş. Notumda eski meslektaşlarıma yaptığım övgü, kutlama ve sitayiş vardı.
Çok ilginçtir, sözünü ettiğim meslektaşlarımdan bana nezaket teşekkürü geleceğine, aradan iki yıla yakın bir süre geçtikten sonra, ilgisiz bir kişiden, ilgisiz bir tenkit geliyor...
Maalesef, bazı değerli meslektaşlarım, turizme, otelciliğe ve kaliteye zaman ayırıp, katkıda bulunacaklarına, zamanlarını, güçlerini, enerjilerini, birbirlerini tenkit yarışı ile harcıyorlar.
Özlü bir söz der ki; "TENKİTTE CİMRİ, ÖVGÜDE CÖMERT OLUN!"
Bir vesile yeri gelmişken yazayım: Yukarıda değindiğim meslektaşlarımdan birisine, açtıkları yeni bir tesis için, ayıptır söylemesi, değerli bir ikebana yapay çiçek çalışması göndermiştim. Meslektaşımdan bir teşekkür almamama rağmen, ziyaretine gidip, kutlamak için, randevu almak istediğimde; "...Müdürüm, çok yoğunum, ben sizi arayacağım..." dedi. Sözünün eri değilmiş, aradan tam 5 yıl geçti...
Bir Bektaşi der ki; "ZİRVEYE ÇIKARKEN HERKESE SELAM VER, ÇÜNKÜ BİR GÜN İNERKEN ONLARLA KARŞILAŞACAKSIN!
Sayın Cömertoğlu, Notunuzun bir yerinde; "...Siz bakmayın üstteki yazıya..." ifadenizi de hiç şık bulmadım. Bu güne kadar yazılarımda hiç geyik sohbeti yapmadım. Meslektaşlarıma bu güne kadar hep doğru ve yararlı bilgileri aktarmaya çalıştım. Ben de siz, değerli meslektaşım hakkında; "Siz bakmayın o patronun söylemlerine!" demem şık olur muydu?
Lakin, şık olmayan o ifadenizin hemen arkasından güzel bir çağrı yapmışsınız;
"...İdealiniz patronluksa inanın! Azmedin! Yapın! Olun! Bu ülkenin istihdam yaratacak çok patrona ihtiyacı var. İyisi ile kötüsü ile bize şimdi kahraman lazım. Biri de siz olun!..."
Bu dileğinize, önerinize, çağrınıza aynen katılıyor ve sizi kutluyorum.
Yazınızı şu kelimelerle sonlandırmışsınız;
"...Sevgili Ünsal abi, tarzımı affet! Ne zaman istersen, karşıt görüşlerimizi veyahutta ortak fikirlerimizi bir çay ile demlemeye beklerim..."
Sayın meslektaşım Tolga Cömertoğlu Bey, bu samimi yaklaşım ve nazik davetinize teşekkür ederim. Ben İstanbul'da ikamet ediyorum. Yolum bir gün yolunuzun üzerine düşerse, sizi ziyaret edip, bir demli çayınızı içip, bu tanışmamızı hoş bir şekilde anarız.
Bir vesile, ofisiniz duvarlarını dolduran başarı ödüllerinizi inceleme ve ünlü otelinizi tanıma fırsatını da bulurum. Unutmayın, benim de sizin bilgi ve deneyimlerinizden yararlanacağım ve öğreneceğim çok şeyler vardır. Başarılarınızın devamını dilerim.
Sevgi ve saygılarımla.
K. Ünsal BARIŞ
kubaris@yaho.com
|