www.boyut.com.tr  21/11/2008   Toplam Okuyucu: 22600538 |  Bugünkü Okuyucu: 21196 | On-Line: 107 |  Son Güncelleme: 12:49
 
   
 
• Favorilerime Ekle
• Turizmde Kim Kimdir?
Google
turizmdebusabah
Web

<<< TURİZMDEBUSABAH.COM ANA SAYFA  
Yazıcıya Gönder    Haberi Gönder Yorum Yaz
Bahattin Yücel 
20.8.2008 18:37

Yeni dönemde yatırım

Dünya ekonomisini etkileyen olumsuz gelişmelerin yaygınlaşarak, moda deyimle küreselleştiği sırada, Antalya çevresinde yeni tahsisler yapılmasını sorgulayan yaklaşım, beklenenin ötesinde tepki aldı.


Gönderilen yorumlarda sergilenen farklı bakış açıları yanında, TBS' ta yayınlanan; kıdemli bir işletmecinin yeni meslektaşlarını değerlendiren tanımlamaları, konunun biraz daha köklü incelenmesi gerektiğini gösteriyor.

Küreselleşmenin turizm üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla inceleyen, özellikle değişen ekonomik koşulların, Türkiye'nin hedef pazarındaki tüketici eğilimlerini nasıl etkilediğini gösteren bir araştırma yok elimizde.

Böyle bir araştırmanın gerçekleşmesini kamu yönetiminden, meslek kuruluşlarından beklerken, zaman kaybını önlemek açısından, bazı şeyleri tartışmalıyız.

İncelemeye başlarken; gündemdeki bir tartışma konusunun altının kalın çizgilerle çizilmesinde, geleceğe not düşmek adına yarar var.

Yeni gibi görünse de, geçmişi hayli geriye uzanan bu tartışma, aslında bizim meslek açısından mihenk taşı işlevi görecek kadar önemli. Odağında; yatak arzının sınırlandırılmasını savunan düşünce yer alıyor.

Pazarlama stratejilerini salt arzı kısarak, fiyatların yükselebileceği olasılığına dayandıran, başka bir anlatımla; "kıtlık rantı"nı ihya etmeyi hedefleyen eğilimleri desteklemek, bu dönemde düşülecek en büyük yanlış olur.

Antalya ve çevresinde gerçekleşen yatak arzının; güneş, deniz ve kum üçlüsünü öne çıkaran nitelikleri yüzünden, her bunalımda; eskilerin temcit pilavı gibi "yatırımlar dursun" sloganlarına sarılarak, çözüm arayanların bugün içinde bulunduğumuz durumun sorumluluğunu taşıdıklarını, akıllardan çıkarmamalıyız.

Arazi tahsisi yoluyla teşviklere sınırlama getirilmesini savunmakla, yatak sayısını kısıtlamayı istemek, aynı şey değildir.

Teşvikler; yeterli sayıda yatırımcının bulunmadığı, başka alanlarda biriken kaynakların, daha uygun koşullarda seçilen sektörlere aktarılması için başvurulan geçici yöntemlerdir.

Bir yandan arz fazlalığından yakınırken, diğer yandan yatak sayısını arttırmak için aynı bölgede arazi tahsisi yoluyla yeni yatırımları teşvik etmenin, ne denli büyük bir çelişki olduğu açıktır.

Ancak Türkiye'nin gerçek anlamda rekabet gücünü oluşturan, konaklama yatırımlarının durdurulmasını savunarak, fiyatların –kendiliğinden- yükselmeye başlayacağını öne süren görüşlerin, gerçekçi olmadığı ortadadır.

Yeni pazarlama yöntemlerine başvurmadan, değişen dünya koşullarında farklılaşan tüketim eğilimlerini ve tüketici profilini yeterince incelemeden, arzı kısmak; önümüzdeki dönemde talebe tam anlamıyla teslim olmanın ötesinde hiç bir anlam taşımaz.

Yirmi yıl öncesinin eskimiş teknikleriyle, değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışmak yerine, envanterimizdeki varlıkları akılcı biçimde değerlendirerek, bunalımdan karlı çıkış yollarını bulmak, teknisyenlerin olduğu kadar, siyaset kurumunun da öncelikli sorunudur.

Siyaset kurumunu bütün kötülüklerin anası görme anlayışının, kolaycılıktan başka bir şey olmadığını, alternatif çözüm önerileriyle ortaya koymadıkça, sorunlarımızın gerçekten çözülemeyeceğini ifade etmekten kaçınmamak gerekiyor.

Alternatifi getirilemeyen önerilerin, yarardan çok zarar verdiğini görmeliyiz.

TBS söyleşisinde yer alan; yollara asfalt dökenlerin yeni dönemin konaklama yatırımcısı olmalarını, işlerin kötüye gidiş nedeni gösteren -ya da çağrıştıran- eleştirinin, doğruluk payı ancak alternatif önerilerin tartışmaya açılmasıyla ölçülebilir.

Özal'lı yıllarda birden patlayan, kamu yatırımlarını üstlenen müteahhitlik sektörünün, aynı zamanda konaklama yatırımcılığına da soyunması, dünyada sanırız sadece Türkiye'ye özgü bir turizm yatırımı modelidir. Sektörde bu dönemin etkilerinin tartışılmaya başlaması alternatif çözüm önerilerinin sağlıklı yöntemlerle belirlenmesine katkıda bulunabilir.

Aslında asfalt dökenlerin yatırımcılıklarını bu ifadelerle sorgulamasak da, sektörde kötü paranın iyi parayı kovduğu kuralını doğrulayan 1985-1995 arası gelişmelerini, en sık dile getirenlerden olmamız nedeniyle, bu tartışmadan yararlı sonuçlar çıkacağına içtenlikle inanıyoruz.





Okuyucu Yorumları
 murat birecik23.8.2008 - 22:46
 bahattin bey'e, yorum yapmaktan yoruldum...aşağıdaki arkadaşımız ifade etmiş; koltuk...koltuk...koltuk... türk yatakcılığı, tur operatörlerinin, yeteneklerine ve borsa manüplasyonlarına (bilen bilir; preussag vs tui) bırakılamaz! rusya, ukrayna, türki devletler, iran...bir şekilde -formulü tartışırız- lcc'leştirilmelidir. unutmayın ki, yükselecek olan petrol fiyatları, türk yatakcılığının leyhinedir! saygılar...murat birecik

 Şükrü Ayanoğlu21.8.2008 - 12:9
 Sayın Bakanım, Yazınızı dikkatle okudum. Bu gün içinde bulunduğumuz durumu tahlil etmek için geçmişi doğru şekilde süzgeçten geçirmek gerekir. Tur opertörlerinin, yıllık uçak koltuğunda gerçekleştirdikleri artıştan fazla yatak artışı gerçekleştirirseniz, elinizdeki kıymetli malın değerini düşürürsünüz. Bu pazarlamanın satış politikalarının değiştirilemez birinci gerçeğidir. Eğitimli eleman yetişdirmeden işi sürdürmeye çalışmak, kendi kendinizi yok etmek demektir. Bu ikinci gerçek. Arazileri ormanları yok etme bahasına, turizme açmak, Belediyelerin yetersiz imar planı anlayışlarıyla, beton şehirler yaratarak, güzelim tabiat dokusunu yok ederek sırf otel yapacağız diye turizmin geleceğine ambargo koyarak her şeyi yok etmek, bu üçüncü gerçek. Ulaşım imkanları yokken, gelen turiste saatlerce eziyet çektirmeyi, sabah erkenden evinden çıktığı halde, 8-10 saat geçmesine rağmen hala oteline yerleşememiş insanlara saygısızlık etmeyi kendimizde hak olarak görüyorsak, bu dördüncü gerçek. Daha sayacak cok gerçek var. Ancak, geçmişten bu güne Hükümetlerin tamamı, Turizim Bakanların tamamı, Belediye Başkanlarının tamamı, Yetkili Tur işletmelerinin ve Otel işletmecilerinin tamamı, ne görüş birliği içinde olabilmişler, ne geleceğe yönelik,uzun vadeli turizm politikalarını müştereken belirleyebilmişler, ne Avrupadaki ülkelerin, Türkiye üzerindeki siyasi hedeflerini anlayabilmişlerdir.Bu gerçekleri çözmeden hedefe varılamayacağını hala başarabilmiş değiliz. Satılacak malın çeşitliliğini artırmak,arzı gerektiği ölçüde kısmak, kaliteyi artırmak, işinizi doğru yapmak,alıcının isteğini kabartan unsurlardır. Türkiye hangisini doğru zamanda, doğru yerde yapmıştır. Hiç biri yapılmadığı için bu haldeyiz.şayet,Ruslar Türkiyeye gelmeseydi, Türkiyedeki turizm Almanların hegamonyasında kalsaydı halimiz ne olurdu, düşünmek bile istemiyorum. Saygılarımla.