www.boyut.com.tr  21/11/2008   Toplam Okuyucu: 22605229 |  Bugünkü Okuyucu: 25887 | On-Line: 99 |  Son Güncelleme: 15:02
 
   
 
• Favorilerime Ekle
• Turizmde Kim Kimdir?
Google
turizmdebusabah
Web

<<< TURİZMDEBUSABAH.COM ANA SAYFA  
Yazıcıya Gönder    Haberi Gönder Yorum Yaz
15.8.2008 14:57
 

Kıyılarımızdaki tehlike: Balık çiftlikleri

Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği Genel Sekreteri Koray Yetik, TBMM Çevre Komisyonu'nda, kirliliğe neden olan balık çiftliklerinin turizm için yarattığı büyük tehlikeyi anlattı. Yetik'in sunumu, komisyon üyeleri tarafından ilgiyle izlendi. Bilimsel veriler ışığında titizlikle hasırlanan sunumu okurlarımızla paylaşıyoruz..

Resimleri büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz.
Türkiye'de balık çiftlikleri en güzel koyların içine, turistik tesislerin yanıbaşına kuruluyor. Geçtiğimiz yıllarda, birçok turist grubu bu çiftliklerin yarattığı kirlilik nedeniyle ya tatillerini yarım kesti ya da rezervasyonlarını iptal ettirdi.
Batılı ülkelerde balık çiftlikleri anakaradan millerce uzakta.
   



Turizm ve çevre ortak bir ilişkiyi simgeleyen kavramlardır. Çevre bir turizm kaynağı olma özelliğini taşırken, tur¬izmin var olması için çevrenin yaşaması gerektiği, doğanın ve çevrenin aleyhine gelişen bir turizmin kendi kaynağını tüketeceği gayet açıktır. Başarılı bir turizm faaliyeti için temiz ve düzenli çevreye ihtiyaç vardır. İnsanoğlunun doğayı koruma ve çevre sorunlarına gittikçe daha duyarlı olduğu gözlenmektedir. Bu durum ülkemizi ziyaret eden turistler için geçerli olduğu gibi yerli turistler için de son derece geçerli ve hassas konudur. Dolayısıyla turizmde sosyal doku korunması dışında çevre ve doğanın korunmasına da çok özen gösterilmelidir.

Akdeniz'in 3. büyük turizm ülkesi olmayı hedefleyen biz yatırımcıların ve sektörün karşılaştığı mevzuat, altyapı, çevre vs. ile ilgili bazı sorunlar, maale¬sef sektörümüzün gelişimini önemli ölçüde etkileyebilecektir. Turizm, Türk ekonomisinin en hızlı büyüyen sektörüdür. Yaklaşık 1.5 milyon kişiye iş imkanı sağlayan turizm sektöründe istihdam yaratmanın maliyeti diğer pek çok sektöre göre daha azdır. Sektörümüz gerek yatırım, gerek isletme safhalarında en az ithal girdisi kullanan bir yapıya da sahiptir.

Her 6-7 yılda bir Türkiye'ye gelen turist sayısı ikiye katlanmaktadır. 2007'de 23,3 milyon olan yabancı tur¬ist sayısının bu yıl 26 milyonu aşacağını, 5 yıl sonra ise 40 milyona ulaşacağını TYD olarak hedeflemekteyiz. Bunun dışında yerli turist sayısında da artış hızla sürmekte ve turistik tesislerde konaklayan Türklerin sayısı giderek yükselmekte¬dir.

Yabancı ve yerli turist sayısının hızlı yükselmesi, konaklama yatırımlarını arttırmaktadır. Bugün ülkemizde Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan bel¬geli (uluslararası standartlara sahip)

Balık çiftlikleri çevreye verdiği zararın yanında görüntü kirliliği de yaratıyor.
yaklaşık 650 bin yatak bulunmaktadır. Daha düşük kalitede olan belediye belgeli yatak sayısı ise 350-400 bini bulmaktadır. Türkiye turizmindeki toplam yatak sayısı 1 milyonu asmak¬tadır. Bunun 450 bini Antalya'da, 150 bini Muğla kıyılarımızdadır. Tesislerin % 80-90 doluluk oranlarına ulaştığı yaz aylarında Antalya ve Muğla kıyılarında 500 binin üzerinde turist aynı anda tatil yapmaktadır. Bu raka¬ma yazlık konutlarda kalanları ekle¬diğimizde, bu iki ilimiz kıyılarında aynı anda tatil yapanların sayısı 1 milyona yaklaşmaktadır.
15-20 yıl gibi kısa bir zaman süreci içerisinde süratle artan yatak sayısı ve turizm sektöründeki hızlı büyüme, ülke ekonomisine ve sosyal-kültürel gelişmeye çok olumlu katkılar yaparken, bazı çevre sorunlarım da beraberinde getirmiştir. Özellikle fiziksel büyümeye paralel olarak altyapının aynı oranda gelişmeyişinin doğurduğu sorunlar, turizm sek¬törünün gelişimini de daha önce belirttiğimiz gibi olumsuz yönde etkilemektedir.

BALIK ÇİFTLİKLERİ

Balık çiftliklerinin üzerinde yaşadığımız coğrafyanın güzelliklerini yok etmeden uluslararası standartlar¬da konumlandırılması gerektiğini düşünmekteyiz. Balık çiftliklerinin yeni yerleşim yerlerine dönük planla¬malar ve bunun turizme ve çevreye etkileriyle ilgili görüşlerimiz de aşağıda detayları ile sıralanmıştır:

Sürdürülebilirlik;

Her şeyden önce turizm yatırımcıları olarak bizler, su ürünleri yetiştiriciliğine karşı olmadığımızı, tur¬izmle, çevreyle, sahillerimizden yarar¬lanan tüm insanlarla birlikte sürdürülebilir bir model arayışı içinde olduğumuzu sizinle paylaşmak isteriz. Bütün gelişmiş ülkeler, "Sürdürülebilirlik" üzerinde yoğunlaşırken, Türkiye'nin de vakit kaybetmeksizin bu doğrultuya girmesinde sonsuz yarar görüyoruz. Dünyada sürdürülebilirliğe dair ortaya çıkan önemli örnekleri sizlerle paylaş¬mak isteriz. Örneğin İngiltere'deki Exeter Üniversitesi ve Greenpeace Araştırma Laboratuvarı'ndan Michelle Allsopp, Paul Johnston ve David Santillo tarafından gerçekleştirilen yakın tarihli (Mart 2008) bir araştırma "sürdürülebilir su ürünleri yetiştiri¬ciliği" konusuna odaklanıyor. Çiftliklerin atıklarının başka sektörler için gıda olarak kullanılabileceği yeni, modern ve sürdürülebilir üç model önerilmektedir:

1. Integrated multi-trophic aquacul-ture systems (IMTA) (Çiftlik balıklarının atıklarıyla deniz yosun¬larının yetişmesine katkı sunan ente¬gre bir sistem geliştirilmekte, bunun örneğine İsrail'de rastlıyoruz).

2. Aquaponics systems (Çiftlik balıklarının atıklarının sebze ve çiçek yetiştiriciliğine entegre edildiği sistem¬ler geliştirilmekte. Hollanda'da "Happy Shrimp" adlı bir şirket bunu uygulamakta.

3. Integrated rice-fish culture -Yine atıkların bu kez pirinç yetiştirmede değerlendirilebildiği ente¬gre bir sistem.

En son açıklanan İlave Plan'm sürdürülebilirliğe uygun olmadığı görüşündeyiz. Bodrum'un kuzeyinde, Mandalya körfezi boyunca yer alan sahillerimizde, turizmi çelen, çevresel sürdürülebilirliğe aykırı bir durum oluşmaması gerektiği kanaatindeyiz. Konuya ayrıca uluslar arası uygulamalar, turizmin önemi, çevresel ve sağlığa dönük etkileri açısından kısaca yaklaşmak istiyoruz. Kıyıya mesafeyle birlikte, kafesler arası mesafe, denetim ve ÇED'le ilgili boşluklar olduğu düşüncesindeyiz. Örneğin, Türkiye'de su denetimi bizzat işletmenin kendi¬sine bırakılmış durumdadır. Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği'nde ve komşumuz Yunanistan'da ise kamu denetimi vardır. Örneğin, Tarım Bakanlığı Su Ürünleri Yetiştiricilik
kanununda 2004 yılında yürürlüğe giren değişikliğe göre, kafesler arası mesafenin 1 km olmak zorunda olduğu, aksi takdirde oksijensizlik ve parazitlenme görülebileceği belirtilmekte¬dir. Oysa Güllük'te geçtiğimiz Ocak ayında yaşanan ölümlerden sonra bu¬radaki çiftliklerinin kafeslerde 1 kilo¬metre mesafe kuralına uymadıkları gözlemlenmiştir. Tüm bu denetimlerin en bastan ÇED raporuyla belirlenme¬sine dönük önemli bir boşluk vardır. Zira Türkiye'de 1000 tonun altında kapasite sahibi olan ya da kapasitesini bu şekilde gösteren şirketlerden ÇED raporu istenmemektedir. Mevcut balık çiftliklerinin büyük bölümünün kapa¬siteleri de 1000 tonun altında açıklan¬makta ve genellikle 980 ton gibi sınır değerler gösterilmektedir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği'nde ve komşumuz Yunanistan'da kapasiteden bağımsız olarak ÇED alma zorunluluğu vardır.

AB Komisyonu'nun Türkiye 2006 İlerleme Raporu'nda Balıkçılıkla ilgili bölümü de "Türkiye, mevzuatını balıkçılık konusundaki topluluk mük-tesebatına uyumlaştırmada önemli bir gelişme kaydetmemiştir. Kontrol sis¬temleri zayıf olmaya devam etmekte¬dir" diye başlamakta "Türkiye balıkçılık alanında bir gelişme kaydet¬memiştir. Topluluk müktesebatına kıyasla mevzuatında önemli eksikler bulunmaktadır ve idari yapıları Ortak Balıkçılık Politikasının gelecekte uygu¬lanabilmesi için henüz yeterli değildir" diye sona ermektedir.

Balık çiftliklerinin çevreye etkilerini ortaya koyan çok sayıda araştırma mevcut. İzmir Dokuz Eylül Üniversite¬si, Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırma sonucunda hazırlanan Haziran-2006 tarihli raporda, balık çiftlikleri civarında; "Deniz suyundaki fosfat, nitrat, amonyum ve azot değerlerinin kirletilmemiş deniz suyundaki değerlerin çok üzerine çıktığı, klorofil değerleri ve askıda katı madde miktarı kirletilmemiş deniz suyundaki değerlerden farklı olduğu ve ayrıca sediment örneklerinde organik kirliliğin göstergesi olarak da, organik maddeler bulunduğu" tespit edilmiştir.

ÇİFTLİKLERİN, DENİZDE YOL AÇTIKLARI KİRLİLİK ETKİLERİNE DAİR ARAŞTIRMALAR VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KONUSUNDA ENDİŞELERİMİZ;

Ayrıca çok sayıda uluslararası kay¬nakta da, çiftliklerin sağlığa ve çevre kirliliğine dönük etkileri açıklanmak¬tadır. Türkiye'de yapılan deniz suyu incelemeleri de kirlilik faktörlerini doğrulamaktadır. Konuyla ilgili en kapsamlı araştırma İstanbul Üniver¬sitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Bayram Öztürk ve 11 öğretim görevlisinin Çeşme'den İskenderun'a balık çiftliklerinin ve turistik tesislerin bulunduğu 100'ü askın istasyondan aldıkları su numunelerine dayanarak yaptıkları araştırma olup, "Muğla İlinde Su Ürünleri Yetiştiriciliği Açısından Hassas Alanlar ile Yeni Yetiştiricilik Alanlarının Belirlenerek Kirlenme Parametrelerinin İzlenmesi Projesi" adı altında 2006 Aralık ayında hazırladıkları raporda tüm verileri ortaya koymaktadır. Araştırma Çeşme-İskenderun arasından balık çiftlikleri çevresinden alınan yüzey suyu örneklerinde toplam Koliform, Fekal Koliform ve Fekal Streptokok düzeyleri ile fosfat, nitrit ve nitrat değerlerini ortaya koymakta ve "Balık çiftlikleri ve çevresinde ulusal değerlere uygun olmayan alanların dağılımı % 57.1" olarak bulunmak¬tadır.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP'in, 2004 yılında yayınladığı raporda da "Akdeniz Aksiyon Planı"nda 2000 yılı itibariyle, yetiştirme çiftliklerinden Akdeniz'e salınan toplam Nitrojen, Fosfor ve Karbon miktarına dair veriler sunul¬makta, Türkiye'nin toplam nitrojen, fosfor ve karbonun yüzde 20.6'sım salıyor olması dikkat çekici bir tablo oluşturmaktadır.

ÇİFTLİKLERİN TURİZMİN KONUMUNU ZEDELEYEBİLECEK YÖNLERİ;
Turizm sektörü raporumuzun giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi Türk ekonomisinin stratejik öneme sahip, ekonomiye çok büyük bir katma değer ve döviz sağlayan, ülkemizin yurtdışındaki imajının oluşumunda önemli rol oynayan bir endüstridir.
Bilindiği üzere, Kültür balıkçılığının ekonomik büyüklüğü Türkiye'nin gayri safi milli hasılası içinde binde 1 düzeyindedir. Turizm sektörünün ekonomi içindeki payı ise yüzde 5 düzeyindedir.

Türkiye'deki 311 balık çiftliğinin yerleşim yerlerinin illerimize göre yüzde dağılımına bakıldığında çok büyük bir bölümünün turizm böl¬gelerinde olduğu görülmektedir:

Muğla % 51
İzmir % 30
Aydın % 6
Diğer % 13

Çiftliklerin Sağlığımıza Olası Etkileri - Somon Örneği

Somon çiftlikleriyle ilgili olarak sağlık yönünden etkilerini ortaya koyan bir araştırma çarpıcı sonuçlara işaret etmektedir.

Dr. Roderick D. O'Sullivan tarafından "The Salmon Farm Monitor"da yayımlanan "Farmed Salmon - A Dream Turned Nightmare" başlıklı makalede somon örneğinden yola çıkarak bazı bulguları belirtecek . olursak; Bodrum yarımadasında 33 mavi bayraklı koy ve 5 marina bulunmaktadır. Mavi Bayrak programında Dünya üçüncüsü konumuna gelmişken kirlilik parametresi nedeniyle mavi bayraklarımızı yitirebilecek olmamız Türkiye turizmi açısından çok ciddi bir sorundur.

Balık çiftlikleri ayrıca marina ve yat turizmini de olumsuz etkilemektedir. Türkiye'nin uluslararası standarttaki marinalarında toplam yat bağlama kap¬asitesi 8 bin civarındadır.

Bu rakam Yunanistan'da 30 bin, tüm Akdeniz çanağında ise 300 bindir. Akdeniz'de dolaşan yat sayısı 700 bin olarak tahmin edilmektedir. Gerek yat sayısı, gerekse marina kapasitesi olarak Türkiye turizmi son derece yetersiz durumdadır. Balık çiftliklerinin negatif etkisinden arındırılmış olarak Türkiye turizmi çok daha fazla sayıda marinaya sahip olmalıdır.

ÇEVRE SORUNLARINA ÇÖZÜM OLABİLECEK ÖRGÜTLENME

Turizm Altyapı Hizmet Birlikleri Turizm bölgelerdeki yerleşik nüfusun azlığı ve yerel yönetimlerin kış nüfusuna göre yapılanmaları yeterli hizmetin ver¬ilememesine neden olmaktadır. Yazın, gelen turistler ve ikinci konutlarda yasa¬yanlarla birlikte bu nüfus özellikle kıyı bölgelerinde 10-15 misli artmaktadır. Bu nüfus hareketinin getirdiği altyapı sorunlarının kısıtlı bütçe ile hareket eden yerel yönetimler tarafından çözümlenmesi fazla iyimserlik olacaktır. Yaşanan ve artan yoğunluğa bağlı olarak büyüyen altyapı ihtiyacının çözümlenmesi için turizm isletmeleri mutlaka konuya dâhil olmalıdır. Altyapı yatırımlarının finansmanına devlet merkezi bütçe gelirlerinden ciddi mik¬tarlar kanalize etmelidir.

Bilindiği üzere kurumsal yapılaşmayı tesis edebilmek için, turizm bölgelerinde "Turizm Altyapı Hizmet Birliklerinin" kurulması yasayla kararlaştırılmıştır.

11 Özel İdaresi, belediye ve turizm te¬sisleri temsilcilerinden oluşan Turizm Altyapı Hizmet Birlikleri kendi teşkilat¬larını, bütçelerini, görev ve yetkilerini belirleyecektir. Çevre ile ilgili sorunların çözülmesi Turizm Altyapı Hizmet Bir¬liklerinin en basta gelen görevlerinden biridir. Antalya ilini örnek alırsak Ke¬mer, Belek, Side, Alanya gibi her bir tu¬rizm bölgesi kendi Turizm Altyapı Hiz¬met Birliği'ni oluşturacaktır. Hâlihazır¬da bu birliklerin kuruluş çalışmaları de¬vam etmektedir.

Turizm Altyapı Hizmet Birliklerinin başarılı olması için devlet, yerel yöne¬timler ve turizm özel sektörü tam bir uyum içinde çalışmalıdır.




MAVİ BAYRAK

Mavi Bayrak, Avrupa Birliği'nin alt kurulusu olan Avrupa Çevre Eğitim Vakfı aracılığı ile yürütülen bir kampanyadır. Amacı, bir bütün olarak sahillerin, plajların ve deniz suyunun temizliğini birlikte denetlemek, plajlarda ayda iki defa deniz suyunun biyolojik ve kimyasal analizini yaparak, deniz temizliğinin kabul edilen limitler içersinde olduğunu kontrol etmektir. Bu sayede insanların korkusuzca ve sağlıklı ortamlarda denizden ve plajlardan istifade etmesi sağlanacaktır.

Kampanya, bu merkezi bir örgüt ve kampanyaya katılan ülkelerde kurulan organizasyonlar tarafından
ülkesi bu kampanyaya katılmıştır. Akdeniz çanağındaki bütün Avrupa ülkeleri ile birlikte, Türkiye de bu organizasyonun içindedir. Denetlemeler sonunda temiz bulunan plaj ve marinalar, kampanyanın simgesi olan Mavi Bayrak çekilerek ilan edilir. Duyuru ayrıca bastırılan harita ve bültenlerde, denizi temiz olan plajlar mavi noktalar ile denize girilmesi sakıncalı veya tehlikeli olan plajlar kırmızı ve siyah noktalar ile işaretlenerek basın yoluyla da açıklanmaktadır. Geçtiğimiz yıllardan beri tur operatörleri ve turizm acenteleri ile işbirliği yapılarak, turistin bilgilendirilmesi ve mavi bayraklı plajlara yönlendirilmesi sağlanmaktadır. Türkiye*de 258 plaj ve 13 marina mavi bayrağa sahiptir. İspanya'da mavi bayraklı 499 plaj, 77 marina bulunmaktadır. Yunanistan'da ise 430 plajın mavi bayrağı vardır. Türkiye mavi bayrakta dünyada üçüncü sıradadır. Her ne kadar mavi bayrak almak yatırımcıların /işletmecilerin kendi isteklerine bağlı olsa da, bu belge Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca ve ilgili diğer bakanlıklarca bir çeşit zorunluluk haline dönüştürülmesi inancındayız.

Önümüzdeki dönemde mavi bayrağın, turizmde büyük bir reklâm ve pazarlama aracı olacağı açıkça görülmektedir. Biran önce, özel sektör, yerel yönetimler ve devlet işbirliğinde konuya sahip çıkılmalıdır.