Altını çizerek yazıyorum, aradan 49 yıl geçmesine rağmen, bizi ne zaman aralarına alacakları hala açıklanamıyor.
Açıklanmamasını da bir tarafa bırakın;
"Biz sizi aramıza almayı düşünmüyoruz, ama size güzel bir kıyak yapar, imtiyazlı ortak yaparız" diyorlar.
Güler misiniz? Ağlar mısınız?
Geçirdiğimiz şu evrelere bir bakınız;
Birliğin ana kriterlerini yerine getirdik,
"Bu bize yetmez" dediler.
AB istedi diye, meclis günlerce sabahlara kadar çalıştı, ana yasada bazı maddeler değiştirildi, yasalar reforme edildi.
Tamam, biz hazırız dedik.
"Ama siz, Müslümansınız" dediler.
Bu bir ekonomik işbirliği mi? Yoksa bir Hıristiyan kulübü mü? dedik?
"Ama siz, Asyalısınız" dediler.
"Biz zaten 600 yıldır Avrupalıyız" dedik,
"Ama siz, 70 Milyonsunuz" dediler.
Biz, birliğe alınmayı beklerken, SSCB'nin dağılmasından sonra bağımsız kalan, ekonomisi ve standartları berbat olan ülkeleri de jet hızı ile birliğe aldılar.
Birliğe başvurduğumuz zaman 6 olan birlik ülke sayısı bu gün olmuş 27.
Biz; "Ahde vefa yok mu? diye sordukça;
Roma antlaşması dediler,
Maastricht kriterleri dediler,
Kopenhag kriterleri dediler,
Lizbon antlaşması dediler,
Parçalanmış, Avrupa ile ilgisi olmayan Güney Kıbrıs'ı birliğe aldılar,
Biz hala büyük bir iyi niyet(!) sabır ve nezaket içinde beklerken,
Hükümetin verdiği tavizler onları tatmin etmedi, KKTC'yi de istediler.
"Bunun ekonomik işbirliği ile ne ilgisi var" dedik?
"Bir birlik üyesine jestte bulunmalısınız" dediler. (Rüşvetin yani tanımlanması)
Hükümet, KKTC hükümeti üzerinde bastırdı, BM kararlarına kocaman bir EVET çıktı.
Onlar; "Biz şaka yaptık" dediler.
Niyetimizin ciddi, üyelik için kararlı, şamara dayanıklı olduğumuzu görünce;
Heybeliada dediler,
Ekümenik dediler,
301 dediler,
Ordu dediler,
Atatürk dediler,
Soykırımı dediler,
Pontus dediler,
Kürtlere bağımsızlık dediler,
Reformlara(!) ara vermeyin dediler,
Özelleştirme, küreselleşme dediler;
Bankalar, stratejik kurumlar yabancı kuruluşlara satıldı.
Toprak dediler,
Yabancılara gayrimenkul satışları serbest bırakıldı.
Türkiye'nin ne kadar uslu ve akıllı(!) çocuk olduğunu görünce;
AB'nin iki ana kurucu ülkesi;
"Biz, sizi birliğe kabul etme konusunu halkımıza bir danışalım" dediler,
Referandum kararı aldılar.
Türkiye'nin tepki vermemeye devam etmesi üzerine;
Anlamsız bir zamanda; "Gayrimüslimlere rahat ibadet özgürlüğü verin!" dediler.
AB, meydanı boş bulunca ne yapacağını, ne söyleyeceğini de şaşırdı.
Zaaflar içinde kıvranan ülkemin Dışişleri Bakanı tepki gösterip, rest çekeceğine,
6 yıldır T.C. hükümet üyesi olduğunu dahi unutup, Avrupalı dostlarına;
"Biz Müslümanlar da ibadetimizde sıkıntılar yaşıyoruz" demez mi!
Avrupa Birliği, AKP ile ilgili açılmış bulunan kapatma davası için;
"AKP'yi sakın haa.. kapatmayın! Bakın, sonra başvurunuzu sil baştan yapar, başa döneriz, haa.." diyorlar. Aynen çocuk korkutur gibi..
En son olarak da Avrupa Parlamentosu devreye girip;
Gökçe ada ve Bozcaada'nın Bizans döneminden kalma adlarının kullanılmasını istemekteler.
İyi, demek sıra İstanbul'a geldi.
İstanbul'a da fetihten 555 yıl sonra "Konstantinepol" mu diyelim, beyefendiler?
Türkler, 2.000 yılı aşkın tarihinde hiçbir dönem, hiçbir şart altında bu kadar şamar oğlanı yapılmamıştır.
Tarihte hiçbir ülke ve halk bu kadar aşağılanmamış ve ağır alaya alınmamıştır.
Avrupa Birliğine EVET, ama onurumuzla, hakkımızla.
Ezilerek, büzülerek, kişiliğimiz elimizden alınarak, başı eğik değil;
Dimdik başımızla!
AB bizi bu şartlar ile almayacaksa, ki; "almayacağız" diye de tekraren söylüyorlar,
Artık bizim de onlara; "Artistlik yapma lan! Al birliğini de git" deme vaktimiz geldi de geçti bile...
T.C.'nin 85 yıllık tarihinde hiç yaşamadığı büyüklükte bir krizin içine düştük. Ülke çökmüş vaziyette. Çözüm kimse tarafından bilinmemekte.
En büyük sorumlu; samimiyetsiz Avrupa Birliği'dir.
Uyguladığı yanlış strateji ve politikalar, ülkemizi bu çıkmaza sokmuştur.
Şimdi, hep birlikte ayıklayalım, pirincin taşını...
kubaris@yahoo.com
www.unsalbaris.blogspot.com
|