www.boyut.com.tr  30/8/2008   Toplam Okuyucu: 20645967 |  Bugünkü Okuyucu: 6793 | On-Line: 80 |  Son Güncelleme: 09:41
 
   
 
• Favorilerime Ekle
• Turizmde Kim Kimdir?
Google
turizmdebusabah
Web

<<< TURİZMDEBUSABAH.COM ANA SAYFA  
Yazıcıya Gönder    Haberi Gönder Yorum Yaz
3.7.2008 12:37
 

TYD'den TBMM'ye çevre raporu

TYD, TBMM Çevre Sorunlarını Araştırma Komisyonu'na bir rapor sundu. Raporda ikinci konutların yarattığı kirlilik, atık sular, katı atıklar, temiz suyun azalması, balık çiftlikleri, yerel yönetimlerin duyarsızlığı ve çevreyi koruma bilincimizi AB, Yunanistan ve dünya ile kıyasladığımızda ortaya çıkan boşluklar anlatıldı.



Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkemizde yaşanan çevre sorunlarının araştırılarak sürdürülebilir çevre politikası için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'na iletilen raporda, yıllardır göz ardı edilen yerleşimlerin sıvı ve katı atık sorunu ile balık çiftliklerinin yarattığı kirlilik ve doğaya verdikleri zarar vurgulandı. Rapor şöyle:

TÜRKİYE TURİZMİ'NDE ÇEVRE SORUNLARI VE ÇÖZÜM
ÖNERİLERİ


Turizm ve çevre ortak bir ilişkiyi simgeleyen kavramlardır. Çevre bir turizm kaynağı olma özelliğini taşırken, turizmin var olması için çevrenin yaşaması gerektiği, doğanın ve çevrenin aleyhine gelişen bir turizmin kendi kaynağını tüketeceği gayet açıktır.

Başarılı bir turizm faaliyeti için temiz ve düzenli çevreye ihtiyaç vardır. İnsanoğlunun doğayı koruma ve çevre sorunlarına gittikçe daha duyarlı olduğu gözlenmektedir. Bu durum ülkemizi ziyaret eden turistler için geçerli olduğu gibi yerli turistler için de son derece geçerli ve hassas konudur. Dolayısıyla turizmde sosyal doku korunması dışında çevre ve doğanın korunmasına da çok özen gösterilmelidir.

Akdeniz'in 3. büyük turizm ülkesi olmayı hedefleyen biz yatırımcıların ve sektörün karsılaştığı mevzuat, altyapı, çevre vs. ile ilgili bazı sorunlar, maalesef sektörümüzün gelişimini önemli ölçüde etkileyebilecektir.

Turizm, Türk ekonomisinin en hızlı büyüyen sektörüdür. Yaklaşık 1,5 milyon kişiye is imkânı sağlayan turizm sektöründe istihdam yaratmanın maliyeti diğer pek çok sektöre göre daha azdır. Sektörümüz gerek yatırım,
gerek isletme safhalarında en az ithal girdisi kullanan bir yapıya da sahiptir.

Her 6–7 yılda bir Türkiye'ye gelen turist sayısı ikiye katlanmaktadır. 2007'de 23,3 milyon olan yabancı turist sayısının bu yıl 26 milyonu asacağını, 5 yıl sonra ise 40 milyona ulaşacağını TYD olarak hedeflemekteyiz. Bunun dışında yerli turist sayısında da artış hızla sürmekte
ve turistik tesislerde konaklayan Türklerin sayısı giderek yükselmektedir.

Yabancı ve yerli turist sayısının hızlı yükselmesi, konaklama yatırımlarını arttırmaktadır. Bugün ülkemizde Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan belgeli (uluslararası standartlara sahip) yaklaşık 650 bin yatak bulunmaktadır. Daha düşük kalitede olan belediye belgeli yatak sayısı ise 350–400 bini bulmaktadır.

Türkiye turizmindeki toplam yatak sayısı 1 milyonu asmaktadır. Bunun 450 bini Antalya'da, 150 bini Muğla kıyılarımızdadır. Tesislerin % 80–90 doluluk oranlarına ulaştığı yaz aylarında Antalya ve Muğla kıyılarında 500
binin üzerinde turist aynı anda tatil yapmaktadır. Bu rakama yazlık konutlarda kalanları eklediğimizde, bu iki ilimiz kıyılarında aynı anda tatil yapanların sayısı 1 milyona yaklaşmaktadır.

15–20 yıl gibi kısa bir zaman süreci içerisinde süratle artan yatak sayısı ve turizm sektöründeki hızlı büyüme, ülke ekonomisine ve sosyal-kültürel gelişmeye çok olumlu katkılar yaparken, bazı çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Özellikle fiziksel büyümeye paralel olarak
altyapının aynı oranda gelişmeyişinin doğurduğu sorunlar, turizm sektörünün gelişimini de daha önce belirttiğimiz gibi olumsuz yönde etkilemektedir.

TURİZM SEKTÖRÜNDE YASANAN ÇEVRE SORUNLARI VE
ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ ANA HATLARIYLA SÖYLE ÖZETLEYEBİLİRİZ:

İKİNCİ KONUTLAR


Balıkesir ve Mersin il sınırları arasında kalan 4000 km'lik sahil bandında, özellikle Antalya ve Muğla gibi turizm sektörünün geliştiği yörelerde, kentsel yapılaşmanın da artması sonucu, altyapıdan doğan problemlere daha fazla rastlanmaktadır. Söz konusu 4000 km'lik sahil bandındaki yerleşim alanlarında turizm bölgelerinin payı % 15'tir. Kentsel alanın payı % 55,
yazlık konutların payı % 30'dur. Yazlık konutlar konusunda bir düzenlemeye gidilmesi ve plan çerçevesinde inşaat izninin verilmesi kaçınılmazdır. Bu konutlar görüntü kirliliği yaratmayacak ve çağdaş şehircilik prensiplerine uyacak şekilde sahilden geride ve düşük yoğunlukta
inşa edilmelidir.

ATIK SULAR

Atık Sular, uzman teknik personel tarafından isletilen, isletme sonuçları laboratuarlarda muntazam kontrol edilen merkezi arıtma sistemlerinde toplanmalı ve arıtılmalıdır.

Genelde Antalya, Kemer, Belek gibi yöreler dışında merkezi arıtma tesislerinin maalesef yeterli olmayışı, bazı bölgelerde ise hiç bulunmayışı, yatırımcıyı problemini paket arıtma sistemleriyle çözmek zorunda bırakılmaktadır. Paket arıtma sistemlerinin, tesislerde mükemmel bir şekilde
çalıştırıldığı da pek söylenemez.

Arıtma tesislerinde her hafta düzenli olarak yapılması gerekli olan kimyasal kontrolleri, tesislerin kendi imkânları ile yapması güçtür. Bu durum turizm
altyapısında boşluk oluşturmaktadır. Tesis arıtması yerine merkezi arıtma sistemleri oluşturulmalıdır.

Merkezi arıtma sistemlerinin bulunduğu yörelerde yaşanan veya yaşanabilecek sıkıntı ise arıtma sistemlerinin artan yoğunluğa paralel olarak tevsi edilememesinden yetersiz kalmasıdır.

KATI ATIKLAR

Katı Atıklar konusunda bugün hemen hemen bütün bölgelerde uygulanan sistem, belediyeler veya altyapı hizmet birliklerince veya tesis elemanlarınca çöplerin toplanıp, çöp toplama alanına dökülmesi, buradan toprağa
gömülerek bertaraf edilmesidir.

Söz konusu çöp imha alanlarının seçiminde hidrolik ve hidrojeolojik araştırmalara yer verilmediği ve gömülen çöpün toprağa sızmasına karşı teknik önlemler alınmadığı için, özellikle yağmurlu mevsimlerde çöp atık
sularının yer üstü veya yer altı su kaynaklarına sızarak kirletmesi önlenememektedir.

Birçok bölgede çöpleri bu yöntemle imha edecek alan da kalmamıştır. Yeni alanların bulunması ise çevre halkının, civar arazi sahiplerinin, orman idarelerinin engellemeleri yüzünden kolay olmamaktadır. Katı atıkların bilimsel bir yolla imhası kaçınılmaz bir ihtiyaçtır.

Turistik bölgelerde tavsiye edilen atık imha projesi kanaatimizce aşağıdaki ana safhalardan geçmektedir;

Çöpler evlerde veya tesislerde atılırken, yeniden değerlendirme imkanına sahip olanlar cinslerine göre ayrılarak toplanmalıdır. Böylece seçilecek ve gömülecek çöp miktarı azaltılmalıdır. Bu durum, sosyal sorumluluk bilincinin bir parçası olarak kullanıcıların ve tesislerin görevi olmalıdır.

Çöp toplama yerine getirilen çöpler burada bir kez daha
ayıklanmalıdır. Ayrılan çöpler, toprağa sızmayı önleyecek şekilde yalıtılmış; çürüme esnasında doğacak gazları ve suları toplayarak dışarı atacak şekilde projelendirilmiş yataklara gömülerek çürümeye bırakılmalıdır. Çürütülen bu çöpler daha sonra kompas gübre olarak kullanılabilir.

Maliyet ve alan sorunun çözülmesi için, çöplerin önce bölgesel çöp ayırma istasyonlarında toplanarak ayrılması; gömülecek çöplerin sıkıştırılarak, birkaç bölgeye hizmet veren ana çöp imha merkezine gönderilerek, gömme işleminin orada yapılması da düşünülmelidir.

Avrupa Birliği ile yürüttüğümüz müzakere sürecinde 35 baslıktan Türkiye'yi en fazla zorlayacak olanlar çevre ve tarım konularıdır. Çevre baslığı altında ise atıklar çok önemli bir yer tutmaktadır. Turizm bölgelerinde modern bir
atık sisteminin kurulması, Türkiye turizminin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.

Yapılan tahminlere göre Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin çevre için getirdiği normlara uyması için 50–60 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç vardır. Bu, Türkiye için önemli bir yük getirmektedir. Bu kadar büyük bir yatırımın
yarısının Türkiye tarafından, yarısının ise AB kaynaklı kredi kullanılarak finanse edilmesi düşünülmektedir.

TEMİZ SU

Temiz Su Gereksinimi hızla artmaktadır. Yatak kapasitesinin artmasına ve kentsel nüfus yoğunluklarının çoğalmasına paralel olarak bu konunun da ele alınması gerekir. Küresel ısınma nedeniyle içme suyu kaynaklarının azaldığı bilinmektedir. Bu konuda kıyılardaki turistik bölgelerde çözüm olarak bilgisizce açılan ve isletilen su kuyuları, deniz suyunun bu kuyulara karışması nedeniyle tuzlanma tehlikesiyle karsı karsıyadır. Konu yalnız su
kaynaklarını değil bitki örtüsünü de tehdit edebilecek boyutlara erişebilir.

BALIK ÇİFTLİKLERİ

Balık çiftliklerinin üzerinde yasadığımız coğrafyanın güzelliklerini yok etmeden uluslararası standartlarda konumlandırılması gerektiğini düşünmekteyiz. Balık çiftliklerinin yeni yerleşim yerlerine dönük planlamalar ve bunun turizme ve çevreye etkileriyle ilgili görüşlerimiz de aşağıda detayları ile sıralanmıştır:

Sürdürülebilirlik;

Her şeyden önce turizm yatırımcıları olarak bizler, su ürünleri yetiştiriciliğine karsı olmadığımızı, turizmle, çevreyle, sahillerimizden yararlanan tüm insanlarla birlikte sürdürülebilir bir model arayışı içinde
olduğumuzu sizinle paylaşmak isteriz. Bütün gelişmiş ülkeler,

"Sürdürülebilirlik" üzerinde yoğunlaşırken, su ürünleri yetiştiriciliği / akuakültür sektörünü de bu temelde reorganize ederken Türkiye'nin de vakit kaybetmeksizin bu doğrultuya girmesinde sonsuz yarar görüyoruz.

Dünyada sürdürülebilirliğe dair ortaya çıkan önemli örnekleri sizlerle paylaşmak isteriz. Örneğin İngiltere'deki Exeter Üniversitesi ve Greenpeace
Araştırma Laboratuvarı'ndan Michelle Allsopp, Paul Johnston ve David Santillo tarafından gerçekleştirilen yakın tarihli (Mart 2008) bir araştırma "sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliği" konusuna odaklanıyor. Özellikle
kafeslerden kaçan balıklarla, bırakılan atıklarla, kullanılan yem, balık yağı ve ilaçlarla, hastalıkların yayılmasıyla ilgili sürdürülebilirlik açısından riskli
noktalara işaret edildikten sonra, her şeye rağmen sürdürülebilir yetiştiriciliğin mümkün olduğu vurgulanarak çiftliklerin atıklarının başka sektörler için gıda olarak kullanılabileceği yeni, modern ve sürdürülebilir üç
model önerilmektedir:

1. Integrated multi-trophic aquaculture systems (IMTA) (Çiftlik balıklarının atıklarıyla deniz yosunlarının yetişmesine katkı sunan entegre bir sistem geliştirilmekte, bunun örneğine İsrail'de
rastlıyoruz.)

2. Aquaponics systems (Çiftlik balıklarının atıklarının sebze ve çiçek yetiştiriciliğine entegre edildiği sistemler geliştirilmekte. Hollanda'da "Happy Shrimp" adlı bir şirket bunu uygulamakta.

3. Integrated rice–fish culture - Yine atıkların bu kez pirinç yetiştirmede değerlendirilebildiği entegre bir sistem.

Ancak en son açıklanan İlave Plan'ın sürdürülebilirliğe uygun olmadığı görüsündeyiz. Bodrum'un kuzeyinde, Mandalya körfezi boyunca yer alan sahillerimizde, turizmi çelen, çevresel sürdürülebilirliğe aykırı bir durum oluşmaması gerektiği kanaatindeyiz. Konuya ayrıca uluslararası
uygulamalar, turizmin önemi, çevresel ve sağlığa dönük etkileri açısından kısaca yaklaşmak istiyoruz.

Avrupa Birliği'yle, komsumuz Yunanistan'la, dünyayla
kıyasladığımızda önemli boşluklar olduğunu görüyoruz;


Sayın Çevre Bakanımız; 12.10.2005 tarihli bir röportajında bizzat şunları ifade etmiştir: "Eski ya da yeni olsun, AB'nin balık çiftlikleri ile ilgili standartlarına baktığımızda bizdeki gibi hemen kıyıya demirlemiş balık
çiftliği yok. Ben 15 gün önce İsrail'deydim, oradaki balık çiftlikleri 10 km. açıkta."

Kıyıya mesafeyle birlikte, kafesler arası mesafe, denetim ve ÇED'le ilgili boşluklar olduğu düşüncesindeyiz. Örneğin, Türkiye'de su denetimi bizzat isletmenin kendisine bırakılmış durumdadır. Dünyanın bütün gelişmiş
ülkelerinde, Avrupa Birliği'nde ve komsumuz Yunanistan'da ise kamu denetimi vardır. Örneğin, Tarım Bakanlığı Su Ürünleri Yetiştiricilik kanununda 2004 yılında yürürlüğe giren değişikliğe göre, kafesler arası mesafenin 1 km olmak zorunda olduğu, aksi takdirde oksijensizlik ve
parazitlenme görülebileceği belirtilmektedir. Oysa Güllük'te geçtiğimiz Ocak ayında yaşanan ölümlerden sonra buradaki çiftliklerinin kafeslerde 1 kilometre mesafe kuralına uymadıkları gözlemlenmiştir.

Tüm bu denetimlerin en bastan ÇED raporuyla belirlenmesine dönük önemli bir boşluk vardır. Zira Türkiye'de 1000 tonun altında kapasite sahibi olan ya da kapasitesini bu şekilde gösteren şirketlerden ÇED raporu istenmemektedir. Mevcut balık çiftliklerinin büyük bölümünün kapasiteleri de 1000 tonun altında açıklanmakta ve genellikle 980 ton gibi sınır değerler gösterilmektedir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği'nde ve komsumuz Yunanistan'da kapasiteden bağımsız olarak ÇED alma zorunluluğu vardır.

AB Komisyonu'nun Türkiye 2006 İlerleme Raporu'nda Balıkçılık'la ilgili bölümü de "Türkiye, mevzuatını balıkçılık konusundaki topluluk müktesebatına uyumlaştırmada önemli bir gelişme kaydetmemiştir. Kontrol
sistemleri zayıf olmaya devam etmektedir" diye başlamakta "Türkiye balıkçılık alanında bir gelişme kaydetmemiştir. Topluluk müktesebatına kıyasla mevzuatında önemli eksikler bulunmaktadır ve idari yapıları Ortak
Balıkçılık Politikasının gelecekte uygulanabilmesi için henüz yeterli değildir" diye sona ermektedir.

Çiftliklerin, denizde yol açtıkları kirlilik etkilerine dair araştırmalar ve sürdürülebilirlik konusunda endişelerimiz;

Balık çiftliklerinin çevreye etkilerini ortaya koyan çok sayıda araştırma mevcut. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırma sonucunda hazırlanan Haziran–2006 tarihli raporda, balık çiftlikleri civarında; "Deniz suyundaki fosfat, nitrat, amonyum ve azot değerlerinin kirletilmemiş deniz suyundaki değerlerin çok üzerine çıktığı, klorofil değerleri ve askıda katı madde miktarı kirletilmemiş deniz suyundaki değerlerden farklı olduğu ve ayrıca sediment örneklerinde organik kirliliğin göstergesi olarak da, organik maddeler bulunduğu" tespit edilmiştir.

Ayrıca çok sayıda uluslararası kaynakta da, çiftliklerin sağlığa ve çevre kirliliğine dönük etkileri açıklanmaktadır. Sadece üç bilimsel makaleden örnek verecek olursak (Bunlar, Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü öğretim görevlisi Sayın Seher Dirican'ın Doktora tezinde belirttiği kaynaklardır):

"Wu (1994) ; Akuakültür sistemine yem girdisi olarak verilen yemlerdeki karbonun % 23'ü, azotun % 21'i ve fosforun % 53'ünün dip sedimentlerde biriktiğini, bunun sonucunda ortaya çıkan çevresel etkinin özellikle balık çiftliğinin bir kilometresine kadar olan mesafelerde
olduğunu, en önemli çevresel etkinin ise denizin dibinde olduğunu, oksijen ihtiyacı, toksik gazların oluşumu ve balık çeşitliliğinde bir azalma meydana geldiğini" belirtmiştir.

"Tsutsumi et al.(1991) ; Lu and Wu (1998); Balık yetiştiriciliğinde verilen besinlerin % 90'ından fazlasının atık besin maddeleri ve balık dışkıları seklinde suya geçtiğini, daha sonra da sedimentte birikerek
olumsuz etkiler gösterdiğini, bu olumsuz etkilerin kendini kültür ortamında, dipteki suyun oksijen bakımından zayıflaması, sedimentteki total sülfit miktarının artısı, geçici fauna bozulmaları, bentik faunada dikkati çekecek değişimler ve bentik komünitelerin biomasında önemli
miktarlarda azalmalar seklinde kendini gösterdiğini" belirtmiştir.

"Barg (1992) ve Okumus (1997) ; Deniz kafeslerinde yogun balık yetiştiriciliğinin isletmenin büyüklüğüne, ortam ve su özellikleri gibi faktörlere bağlı olarak yakın çevresindeki su kolonu ve bentik kesimde organik materyalce zenginleşmeye, su kalitesi ve özellikle de bentik canlı komünitesinde değişikliklere neden olacağını" ifade etmiştir. Türkiye'de yapılan deniz suyu incelemeleri de kirlilik faktörlerini doğrulamaktadır. Konuyla ilgili en kapsamlı araştırma İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Bayram Öztürk ve 11 öğretim
görevlisinin Çeşme'den İskenderun'a balık çiftliklerinin ve turistik tesislerin bulunduğu 100'ü askın istasyondan aldıkları su numunelerine dayanarak yaptıkları araştırma olup, "Muğla İlinde Su Ürünleri Yetiştiriciliği Açısından Hassas Alanlar ile Yeni Yetiştiricilik Alanlarının Belirlenerek Kirlenme Parametrelerinin İzlenmesi Projesi" adı altında 2006 Aralık ayında hazırladıkları raporda tüm verileri ortaya koymaktadır.

Araştırma Çeşme-İskenderun arasından balık çiftlikleri çevresinden alınan yüzey suyu örneklerinde toplam Koliform, Fekal Koliform ve Fekal Streptokok düzeyleri ile fosfat, nitrit ve nitrat değerlerini ortaya koymakta ve
"Balık çiftlikleri ve çevresinde ulusal değerlere uygun olmayan alanların dağılımı % 57,1" olarak bulunmaktadır.

Kanaatimizce bulgular Türkiye'de balık çiftliklerinin yarısından çoğu (% 57.1'i) ulusal değerlere uygun olmayacak şekilde kirlilik üretiyor demektedir.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP'in, 2004 yılında yayınladığı raporda da "Akdeniz Aksiyon Planı"nda 2000 yılı itibariyle, yetiştirme çiftliklerinden Akdeniz'e salınan toplam Nitrojen, Fosfor ve Karbon miktarına dair veriler sunulmakta, Türkiye'nin toplam nitrojen, fosfor ve
karbonun yüzde 20,6'sını salıyor olması dikkat çekici bir tablo oluşturmaktadır.

Yakın zaman önce yaşanan balık ölümleri neyin işareti?

Geçtiğimiz Ocak ve Şubat aylarında Güllük bölgesinde 3
milyona yakın çiftlik çuprasının ölümüyle ilgili olarak "parazit, oksijen yetersizliği, nehir tasması, soğuk su şoku, yağmur suyunun etkisi" gibi birbiriyle çelişkili açıklamalar yapılmıştır. geçtiğimiz Nisan ayında bu kez dünyanın bir başka kösesinden, Sili'den çiftlik somonlarının ölümüyle ilgili açıklamalar yapılmıştır. New York Times'ta da yer alan habere göre ise giderek yayılan bir veba virüsü, Sili'nin güney sahillerindeki balık çiftliklerinde yetişen milyonlarca somonu öldürdü.
Bulaşıcı somon anemisi ya da ISA olarak bilinen virüsün,
somonların su altında kalabalık kafeslerde yetiştirilmesinden ve temiz suları kirletmesinden dolayı ortaya çıktığı belirtmiştir.

Çiftliklerin turizmin konumunu zedeleyebilecek yönleri;

Turizm sektörü raporumuzun giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi Türk ekonomisinin stratejik öneme sahip, ekonomiye çok büyük bir katma değer ve döviz sağlayan, ülkemizin yurt dışındaki imajının oluşumunda önemli rol oynayan bir endüstridir.

Bilindiği üzere, Kültür balıkçılığının ekonomik büyüklüğü Türkiye'nin gayri safi milli hâsılası içinde binde 1 düzeyindedir. Turizm sektörünün ekonomi içindeki payı ise yüzde 5 düzeyindedir.

Türkiye'deki 311 balık çiftliğinin yerleşim yerlerinin illerimize göre yüzde dağılımına bakıldığında çok büyük bir bölümünün turizm bölgelerinde olduğu görülmektedir:

Muğla % 51
İzmir % 30
Aydın % 6
Diğer % 13

Çiftliklerin Sağlığımıza Olası Etkileri - Somon Örneği

Somon çiftlikleriyle ilgili olarak sağlık yönünden etkilerini ortaya koyan bir araştırma çarpıcı sonuçlara işaret etmektedir. Dr. Roderick D. O'Sullivan tarafından "The Salmon Farm Monitor"da yayımlanan
"Farmed Salmon - A Dream Turned Nightmare" baslıklı makalede somon örneğinden yola çıkarak bazı bulguları belirtecek olursak; Antibiyotikler ve diğer tehlikeli maddeler:

Antibiyotikler, balık hastalıklarının tedavisinde giderek artan miktarda kullanılıyor, bunun bir bölümü bilim için yeni bir durum.

Zira somon çiftçiliğinde kullanılan antibiyotikler doktorların ameliyatlarında kullandıklarıyla aynı; çiftlik somonlarında bulunan penisilinlerin, tetracyline'lerin, sülfonamid'lerin yenmesi, nüfusun tamamında alerjik reaksiyonlara ve antibiyotiklere karsı bir dirence
yol açabilir. Furunculosis gibi kimi somon hastalıkları üç ayrı tipte antibiyotiğe karsı dirençli olabilir.

Veterinerlik Denetleme Kurumu, çiftlik somonlarında düzenli bir biçimde antibiyotik kalıntıları, tortuları bulmaktadır.

Çiftlik somonları, doğal somonlarla kıyaslandığında, tümöre yol açan PCB (Poly-Chlorinated Biphenyls) ve Dioxin'leri çok daha yüksek oranlarda barındırmaktadırlar. Bu bileşenlerin minimal bir düzeyde alınması bile, çocukların zihinsel gelişimlerinde tamiri mümkün olmayan hasarlara yol açabilmektedir. Gıda Standartları Ajansı
(FSA) haftada bir porsiyondan fazla çiftlik somonu yemenin, bu toksinler için Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen maksimum alım miktarını asabileceği uyarısı yapmaktadır.

Bodrum yarımadasında 33 mavi bayraklı koy ve 5 marina bulunmaktadır. Mavi Bayrak programında Dünya üçüncüsü konumuna gelmişken kirlilik parametresi nedeniyle mavi bayraklarımızı yitirebilecek olmamız Türkiye
turizmi açısından çok ciddi bir sorundur.

Balık çiftlikleri ayrıca marina ve yat turizmini de olumsuz etkilemektedir. Türkiye'nin uluslararası standarttaki marinalarında toplam yat bağlama
kapasitesi 8 bin civarındadır. Bu rakam Yunanistan'da 30 bin, tüm Akdeniz çanağında ise 300 bindir. Akdeniz'de dolasan yat sayısı 700 bin olarak tahmin edilmektedir. Gerek yat sayısı, gerekse marina kapasitesi olarak
Türkiye turizmi son derece yetersiz durumdadır. Balık çiftliklerinin negatif etkisinden arındırılmış olarak Türkiye turizmi çok daha fazla sayıda marinaya sahip olmalıdır.

MAVİ BAYRAK

Mavi Bayrak, Avrupa Birliği'nin bir alt kurulusu olan Avrupa Çevre Eğitim Vakfı aracılığı ile yürütülen bir kampanyadır. Amacı, bir bütün olarak sahillerin, plajların ve deniz suyunun temizliğini birlikte denetlemek,
plajlarda ayda iki defa deniz suyunun biyolojik ve kimyasal analizini yaparak, deniz temizliğinin kabul edilen limitler içersinde olduğunu kontrol etmektir. Bu sayede insanların korkusuzca ve sağlıklı ortamlarda denizden ve plajlardan istifade etmesi sağlanacaktır.
Kampanya, bu merkezi bir örgüt ve kampanyaya katılan ülkelerde kurulan organizasyonlar tarafından yürütülmektedir. Avrupa'nın pek çok ülkesi bu
kampanyaya katılmıştır. Akdeniz çanağındaki bütün Avrupa ülkeleri ile birlikte Türkiye de bu organizasyonun içindedir.

Denetlemeler sonunda temiz bulunan plaj ve marinalar, kampanyanın simgesi olan Mavi Bayrak çekilerek ilan edilir. Duyuru ayrıca bastırılan harita ve bültenlerde, denizi temiz olan plajlar mavi noktalar ile denize
girilmesi sakıncalı veya tehlikeli olan plajlar kırmızı ve siyah noktalar ile işaretlenerek basın yoluyla da açıklanmaktadır.

geçtiğimiz yıllardan beri tur operatörleri ve turizm acenteleri ile işbirliği yapılarak, turistin bilgilendirilmesi ve mavi bayraklı plajlara yönlendirilmesi
sağlanmaktadır.

Türkiye'de 258 plaj ve 13 marina mavi bayrağa sahiptir. İspanya'da mavi bayraklı 499 plaj, 77 marina bulunmaktadır. Yunanistan'da ise 430 plajın mavi bayrağı vardır. Türkiye mavi bayrakta dünyada üçüncü sıradadır.
Her ne kadar mavi bayrak almak yatırımcıların / işletmecilerin kendi isteklerine bağlı olsa da, bu belge Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca ve ilgili diğer bakanlıklarca bir çeşit zorunluluk haline dönüştürülmesi inancındayız. Önümüzdeki dönemde mavi bayrağın, turizmde büyük bir reklam ve pazarlama aracı olacağı açıkça görülmektedir. Bir an önce, özel sektör, yerel yönetimler ve devlet işbirliğinde konuya sahip çıkılmalıdır.

ÇEVRE SORUNLARINA ÇÖZÜM OLABİLECEK ÖRGÜTLENME

Turizm Altyapı Hizmet Birlikleri


Turizm bölgelerdeki yerleşik nüfusun azlığı ve yerel yönetimlerin kış nüfusuna göre yapılanmaları yeterli hizmetin verilememesine neden olmaktadır. Yazın, gelen turistler ve ikinci konutlarda yasayanlarla birlikte
bu nüfus özellikle kıyı bölgelerinde 10–15 misli artmaktadır. Bu nüfus hareketinin getirdiği altyapı sorunlarının kısıtlı bütçe ile hareket eden yerel
yönetimler tarafından çözümlenmesi fazla iyimserlik olacaktır. Yaşanan ve artan yoğunluğa bağlı olarak büyüyen altyapı ihtiyacının çözümlenmesi için turizm isletmeleri mutlaka konuya dahil olmalıdır. Altyapı yatırımlarının
finansmanına devlet merkezi bütçe gelirlerinden ciddi miktarlar kanalize etmelidir.

Bilindiği üzere kurumsal yapılaşmayı tesis edebilmek için, turizm bölgelerinde "Turizm Altyapı Hizmet Birliklerinin" kurulması yasayla kararlaştırılmıştır. İl Özel İdaresi, belediye ve turizm tesisleri temsilcilerinden oluşan Turizm Altyapı Hizmet Birlikleri kendi teşkilatlarını,
bütçelerini, görev ve yetkilerini belirleyecektir. Çevre ile ilgili sorunların çözülmesi Turizm Altyapı Hizmet Birliklerinin en basta gelen görevlerinden biridir.

Antalya ilini örnek alırsak Kemer, Belek, Side, Alanya gibi her bir turizm bölgesi kendi Turizm Altyapı Hizmet Birliği'ni oluşturacaktır. Halihazırda bu birliklerin kuruluş çalışmaları devam etmektedir. Turizm Altyapı Hizmet
Birliklerinin başarılı olması için devlet, yerel yönetimler ve turizm özel sektörü tam bir uyum içinde çalışmalıdır.

SONUÇ OLARAK EKONOMİMİZİN EN DİNAMİK SEKTÖRÜ OLAN TURİZMDE
KORUMA KULLANMA DENGESİ İÇİNDE, ÇEVRE BİLİNCİ VE SOSYAL
SORUMLULUK DUYGULARI İLE HAREKET EDEN YATIRIMCILARIMIZIN ÖNÜ AÇILMALIDIR DİYORUZ.

TURİZM YARINLARIMIZ DEMEKTİR