TURAD araştırdı... İşte sektörde son durum
12.05.2009 / 11:34:32
|
|
Turizm Araştırmaları Derneği (TURAD)'ın kriz raporu, alarm niteliği taşıyor. Rapora göre; güneş ve deniz ağırlıklı yatırımlarımız hedef pazarlarda potansiyel kaybediyor. 2009 yılının ilk verileri; zamanında önlem alınmazsa sektörün uğrayacağı kayıpların, dünya ortalamasının üzerine çıkabileceğini gösteriyor. Peki ne yapmalı? Bu raporu tüm profesyoneller okumalı...
Eda ÖZSOY, Fatih GÖNÜL / TurizmdeBuSabah.com
Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel'in Başkanlığını yürüttüğü Turizm Araştırmaları Derneği, (TURAD) krizin Türk turizm sektörüne etkilerini mercek altına alan çok önemli bir çalışmaya imza attı. La Maison Hotel'de düzenlenen bir basın toplantısı ile sonuçları masaya yatırılan araştırma krizin sektöre etkilerini ortaya koymanın yanında pratik çözüm önerileri ile de krizden çıkış için önemli ipuçları sunuyor.
La Maison Hotel'deki basın toplantısında raporu basın mensuplarına anlatan Bahattin Yücel, turizm ile ilgili sayı ve istatistiklerin çelişki yarattığını belirterek sektörün ihtiyaç duyduğu çalışmaları yapmayı hedeflediklerini söyledi. TURAD Kurucu Üyesi Araştırmacı Bülent Tanla da turizm sektörünün sayı yerine bilgiye ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Turizm Araştırmaları Derneği (TURAD)'ın kriz raporu, Türk turizm sektörü için ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Profesyonel bir anlayışla hazırlanan kapsamlı rapor; global kriz nedeniyle dünya turizmindeki daralmaya karşın, Türk turizminin "her şey dahil" sayesinde karlı çıkabileceği ya da dünya ortalamasından daha az hasar alacağı yolundaki iyimser görüşlerin yanıltıcı olabileceğini ortaya koyuyor.
Rapor şu konulara dikkat çekiyor:
KÜÇÜLME, DÜNYA ORTALAMASININ ÜZERİNE ÇIKABİLİR
Dünya Turizm Örgütü (WTO) verilerine göre; dünya turizmi 2009 yılında %1 ile %2 arasında küçülecek. 2009 yılının ilk 3 aylık verileri; zamanında önlem alınmazsa, Türk turizm sektörünün uğrayacağı kayıpların, dünya ortalamasının üzerine çıkabileceğini gösteriyor.
DENİZ- KUM - GÜNEŞ TURİZMİ CİDDİ REKABET BASKISI ALTINDA
Akdeniz ve Ege'de tatil, güneş ve deniz ağırlıklı konumlandırılan Türk turizm yatırımları, hedef pazarlarda potansiyel kaybetmeye başladı. Türkiye'de turizm yatırımlarının büyük çoğunluğu; seksenli yılların anlayışı ile üst gelir guruplarına dönük (OECD ülkeleri gibi) tatil alışkanlıklarına göre tasarlandı. Aynı alanda Türkiye'den daha uzun geçmişe ve pazara yakınlık üstünlüğüne sahip, çok güçlü aktörler yer alıyor. Ege ve Akdeniz'deki Türk yatırımları, küresel ekonomik kriz koşullarında giderek artan fiyat rekabetinin baskısı altına girdi. Enerji, su ve haberleşme alanında fiyatların yüksekliği, alkollü içeceklere uygulanan, dünyadaki en yüksek vergi oranları, girdileri yükseltmekte, rekabet şansını azaltıyor.
KÂRLILIK VE NAKİT AKIŞI OLUMSUZ ETKİLENDİ
Hedef pazardaki sapmalardan kaynaklanan, ortalama satış fiyatlarındaki düşüşler; işletme bazında karlılık ve nakit akışını olumsuz yönde etkiliyor. Nakit sıkışıklığı yüzünden doğan finansman darboğazı, işletmeleri düşük fiyatlı "her şey dahil" modeline zorluyor. Turizm sektörü son 10 yıllık dönemi, başta hedef pazarı olan AB ve dünya ekonomisindeki gelişmeleri derinlemesine analiz etmeksizin, "her şey dahil" tatil paketleri sunarak geçirmek zorunda kaldı. "Her şey dahil " uygulamasının yaygınlaşmasında, turist profili kadar, terörün ve sektörün alt bileşenlerinin, her yıl azalan geliri paylaşmaktaki tavırlarının da etkili olduğu bir gerçektir.
TURİST PROFİLİ DEĞİŞTİ, KİŞİ BAŞINA HARCAMA AZALDI
Son dönemde gelişme gösteren yeni pazarlar; tatil dönemleri, tüketim alışkanlıkları ve harcama kapasiteleri açısından değerlendirildiğinde, bu ülkelerden gelen ziyaretçilerin, Türkiye'ye giriş yapan yabancıların sayılarını arttırdıkları, ancak ortalama kişi başına elde edilen gelirin ise düştüğü ortaya çıkmaktadır. Yaşadığımız süreçte OECD ülkelerinin yerini, Rusya Federasyonu, Bulgaristan, Gürcistan, Azerbaycan ve İran'dan gelen turistler almaktadır.
KIYI BANTINDA DOLULUK ORANLARI DÜŞÜYOR
Yatak yatırımlarının yüzde yetmişi aşan bölümünün yer aldığı kıyı bandında, doluluk oranları düşmektedir. Kıyılarda sezon süresi 180 günlük ortalamadan, 120 güne doğru gerilemektedir. 2009 yılında bu sürenin daha da daralacağı beklenmelidir. Bu hızlı gelişmeleri yakından izleyecek, özel nitelik taşıyan ve karar vericilerin yararlanacakları araştırmalara ihtiyaç vardır.
Son üç yılda en çok turist gönderen 10 ülke sıralamasında, ilk üç basamakta yer alan; Almanya, Rusya Federasyonu ve İngiltere'de, yaşadığımız ekonomik krizin, Türkiye programlarına yönelik talebi nasıl etkileyeceğine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme de yapılmamıştır.
HAVA ULAŞIMINDA KAMU- ÖZEL SEKTÖR REKABETİ
Turistik taşımada en önemli unsur havayolu ulaşımıdır. Türkiye'nin THY (22.238) ve Özel Sektör işletmelerinden (20.000) oluşan filosu; yaklaşık 42.500 koltuk kapasitesine sahiptir. Buna karşın havayolu ile gelen turistlerin yarıdan fazlası yabancı bayraklı taşıyıcılar tarafından getirilmektedir.
THY iç hat uçuşlarında yeni potansiyel yaratan Özel İşletmelerle yoğun bir rekabet içindedir. Kriz nedeniyle pazar paylarını kaybeden bazı özel taşıyıcılar, Bangladeş, Sri Lanka, S.Arabistan ve Cezayir'de taşımacılık yapmak zorunda kalmışlardır.
Kriz nedeniyle düşen talep ve artan maliyetler, kamu kontrolündeki tekel nitelikli kurumların fiyatları artırması, bu sektörü olumsuz yönde etkilemektedir.
SEKTÖR NASIL BAKIYOR?
KÜLTÜR TURİZMİNİN ÖNEMİ GEÇ DE OLSA ANLAŞILIYOR
Sektör yöneticilerinin; son küresel ekonomik kriz nedeniyle ortaya çıkan durumu değerlendirirken, kitle turizmi ile birlikte alternatif ürünlerin geliştirilmesini de arzu ettikleri anlaşılmaktadır. Bu anlamda ortaklaşa seslendirilen çözüm önerisi; kültür turizmine ağırlık verilmesidir. Yatırımlarının yüzde yetmişini "güneş, deniz ve kum" üçlemesine yoğunlaştıran sektörün, son çeyrek yüzyılda hemen hiç yatırım yapılmayan, kültür turizmine yönelmeyi, bunalımdan çıkış yolu olarak görmesi, çelişkili olsa da olumlu bir gelişme sayılmalıdır. Kültür turizmini çözüm olarak gören anlayışı savunanlar; bu türü seçen turist profilinin, tatil turizmini seçenlere oranla daha istikrarlı davrandığına inanmaktadırlar.
SEKTÖRÜN SAYIYA DEĞİL BİLGİYE İHTİYACI VAR
TUİK ve KTB tarafından yayınlanan istatistiklerin, turizm sektörünün bilgi eksikliğini gidermekten uzak olduğu, yurda giriş yapan yabancı sayıları ile turistik amaçla gelenlerin aynı kategoride değerlendirilmesinin yanlışlığı vurgulanmaktadır. Veri sağlığı konusunda eleştirilen bir başka yöntem ise yurtdışında yaşayan TC vatandaşlarının, giriş ve çıkış istatistiklerinde, turist olarak değerlendirilmesidir. Türkiye'ye gelen turist profilinin yıllar içinde değiştiği, bu nedenle kişibaşı harcama miktarının düştüğü, yaygın bir kanaattir.
Sektör liderleri 2009 yıllında, 2008 yılına göre ziyaretçi ülke vatandaşları sıralamasının değişmeyeceğini varsaymaktadırlar. Rus ziyaretçilerin toplam turist sayısı içindeki oranının, önümüzdeki yıllar içinde artacağı beklenmektedir. Ancak elde bulunan 2009 yılına ilişkin ilk 3 aylık veri, bu saptamayı doğrulamamaktadır.
SEKTÖR KAMUDAN KURUMSAL İŞBİRLİĞİ İSTİYOR
Sürekli ve sürdürülebilir nitelikte, Türkiye'ye özgü bir turizm modelinin oluşturulması konusunda, sektör ile kamu yönetimi arasında henüz tam bir düşünce birliğinin oluşmadığı görülmektedir.
Sektör liderlerine hakim olan bir başka dikkat çekici görüş; daha önce eleştirilen kitle turizmine ağırlık veren (her şey dahil) modelin, küresel ekonomik krizden etkilenen, -özellikle AB kökenli- turist profilini Türkiye'ye çekeceğine ilişkindir. Uygulanan kitle turizmi modelinin, kriz sürecinde zorunlu ekonomik tatil arayışına giren Avrupalı tüketiciler için geçici fırsat oluşturabileceği beklenmektedir.
Sektör yetkilileri ile yapılan görüşmelerde, Türkiye'nin yurtdışında yeterince etkin tanıtılmadığına dair fikirbirliği oluştuğu dikkat çekmektedir.
Dünya ekonomisindeki gelişmeleri ve siyasal uygulamalardaki keskin değişimlerin, turizm üzerindeki olası etkilerini araştıran, nitelikli bilgi akışını sağlayacak bir araştırma ve iletişim modelinin kurulamayışı, hızlı karar vermek durumunda bulunan sektör yöneticilerini güç durumda bırakmaktadır.
SEKTÖRÜN ÇÖZÜME İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ
Sivil havacılık, konaklama, tur operatörleri ve seyahat acentalarını bir araya getiren, KTB ya da hükümet liderliğinde, planlı çalışmayı mümkün kılan, bir üst yapı örgütlenmesinin gerekli olduğunun altı çizilmiştir. Tanıtma çalışmalarında ağırlıklı olarak reklam faaliyetlerine yer verildiği bilinmektedir. Bunun dışında ortaklaşa seçilecek bir halkla ilişkiler (PR) kuruluşunun, sektör temsilcileri ile birlikte, uzun soluklu grup çalışması yürütümesi arzulanmaktadır.
Tanıtım politikalarının etkinliği ve başarısı, verilecek mesajların Türkiye gerçekleri ile örtüşmesi ve doğruluğuna bağlı görülmektedir.
Tanıtım planı çerçevesinde internet kullanımının daha aktif olması gerektiği, inandırıcılığı yüksek ve profesyonelce yapılmış web sitelerinin önemi vurgulanmaktadır.
|
DEĞERLENDİRME
Kurumlar arası yetki karmaşası; sıklıkla başvurulan idari düzenlemeler, hatta yasa değişiklikleri, yukarıdan aşağı örgütlenmeyi gerçekleştirmek amacıyla önerilen mesleki örgütlenme talepleri, hızlı bilgi akışına dayalı karar mekanizmalarına duyulan gereksinimi karşılamaktan uzaktır. Üstelik bu tür yaklaşımlar; sektörün alt bileşenlerini, sağlıklı işbirliğinden uzaklaştıracak, dar perspektifli bakış açılarını yansıtmaktadırlar.
Hızlı değişim, çabuk karar alınmasını gerektirir; Dünya ekonomisindeki gelişmeleri ve sosyo-politik uygulamalardaki keskin değişimlerin, turizme olası etkilerini araştıran, nitelikli bilgi akışını sağlayacak bir iletişim modelinin kurulamayışı, hızlı karar vermek durumunda bulunan sektör yöneticilerini güç durumda bırakmaktadır. Örneğin son üç yılda Türkiye'ye en çok turist gönderen 10 ülke sıralamasında, ilk basamakları paylaşan; Almanya, Rusya Federasyonu ve İngiltere'de, yaşadığımız ekonomik krizin, Türkiye programlarını nasıl etkileyeceğine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapılmamıştır.
AB içinde en güçlü ekseni oluşturan, Almanya ve Fransa; aynı zamanda Türkiye'ye en çok turist gönderen ülkeler arasında 1 ve 7. sırada yer almaktadırlar. Bu iki ülke son üç yıl içinde köklü sosyo-ekonomik değişikliklere giderek, geçmişte uyguladıkları "sosyal devlet" ten, Anglo-Sakson modeli olarak nitelenen, "refah devleti" ne geçiş yapmışlardır.
Özellikle B.Almanya'nın 2.Dünya Savaşı'nın ardından elde ettiği ekonomik büyümenin, uzun bir aradan sonra, birleşmeyle durgunluk dönemine girdiği, saptanan değerlendirmeler sırasında dikkate alınmamıştır. Akdeniz Bölgesinde pazarda fiyatların ve tatil türünün belirlenmesinde en etkili ülke olan Almanya'da baş gösteren gerilemenin, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu tatil hizmeti sunan, Doğu Akdeniz'deki üreticiler üzerindeki olumsuz yansımaları, henüz yeterince değerlendirilmemektedir.
Krizin etkilerinin ortalama 5 yıl sonra giderilmeye başlanacağı öne sürülen Almanya başta, AB ülkelerinin tümünde; tatil paketi satışlarının düşmesi, ucuz ve "son dakika " programlarını bekleyen tüketicilerin sayılarındaki artış, 2009 yılında ciroların bir önceki yıla oranla kayda değer ölçülerde azalacağını göstermektedir.
Almanya-Fransa ikilisinin uygulamaya başladıkları "refah devleti" modeli, çalışanların geçmişte bu ülkelerde sağladıkları önemli bazı hakların geri alınmasına yol açmaktadır. Başta tatil ve sağlık alanlarında getirilen kısıntılar, savaştan sonra en yüksek oranlara tırmanan işsizlik, düşük gelir guruplarına yönelik programlara ağırlık veren Türkiye açısından daha az turist anlamına gelecektir.
Benzer olumsuzluk; 2. ve 3. sıralarda yer alan İngiliz ve Rus pazarları için de söz konusudur. Bankacılık krizi nedeniyle ekonomisinin çöküntüye girdiği ifade edilen İngiltere ile ekonomik dengeleri doğal gaz, petrol ve madencilik gibi sanayide kullanılan yer altı kaynaklarına dayalı Rusya'nın, azalan küresel sanayi üretimi ve düşük talep nedeniyle ciddi gelir kaybına uğrayacakları açıkça görülmektedir. Bu gelişmenin doğal sonucu olarak, Türkiye'de düşük bütçeli tatil satın alan bu iki ülkeden, daha az turist beklenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Son üç yılda Alman kökenli tur operatörlerinin sayılarının azalması, Rus pazarında birbiri ardına başlayan iflaslar, önümüzdeki döneme ilişkin iyimserliğin gerçekçi olmayacağını işaret etmektedir.
|
..VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
• Uluslararası ekonomik kriz öncesine kısaca göz atıldığında, turizm sektörünün durumunun pek içaçıcı olmadığı, kolayca anlaşılmaktadır. Bu anlamda; kriz tartışmalarının sektörün çıkış yolları aramasına ilişkin arayışları gündeme getirerek, son günlerin moda deyimiyle; fırsat yarattığı söylenebilir.
• İlk yaklaşım, yeni yatırımlar ve uzun vadeli, bekleme gerektiren öneriler yerine, mevcut varlıkların en verimli biçimde değerlendirilmesine katkıda bulunacak bir modelin ele alınması olmalıdır.
• Turizm sektörü kıyı bandında yoğunlaşan tatil ağırlıklı aktiflerini, akılcı bir planlamayla karlı ve kendisini yeniden üretecek konuma getirebilir.
• Sonuçta bir hizmet sektörü olan turizm; ülkenin turistik amaçla pazarlanabilir sağlık, eğitim, spor, kültür, sanayi vb her türlü hizmet üretimini, özellikle yurtdışına sunacak verimli bir ekonomik etkinlik olarak değerlendirilmelidir.
İDARE (AUTHORITY) MODELİ
• Sektörde alt bileşenleri oluşturan paydaşlar ile kamu ve yerel yönetimler, meslek kuruluşları ve özellikle yöre halkının temsilcilerinden oluşan, yerinde karar alacak, sorumlu ve yetkili bir (idare) modelin hayata geçirilmesi, kriz sürecinde önem kazanmaktadır.
• Yeni kadro ve yapılanma bütçesine ihtiyaç duyulmayan bu modelde ilk yapılacak iş; merkezde ve turizmle doğrudan ilişkisi bulunmayan kamu kuruluşları arasında dağıtılmış yetkilerin, belirli bir disiplin çerçevesinde, oluşturulacak "idare" eliyle kullanılmasıdır.
• Her yönetim çevresinde –tercihan il bazında- kurulacak "idare" ler; örneğin Muğla İli Kıyı İdaresi (ya da Yönetimi), sınırları tanımlanmış bir coğrafyada, kıyılarla ilgili düzenleyici kararların alındığı, denetim, belgelendirme ve uygulamadan doğan şikayetlerin değerlendirildiği bir yönetim modeli olarak tasarlanmalıdır.
• Aynı model; tanıtım, taşıma, çevre etkileri, mesleki eğitim gibi burada sayılmasına gerek olmayan alanlarda da kolaylıkla uygulanabilir.
• Örneğin, AB Ekonomi Komiserliği tarafından yaptırılan, küresel ekonomik krizin topluluk üyesi ülkelerde turizme etkilerini belirlemeyi hedefleyen araştırmasında ortaya çıkan bulgular, yukarıdaki "idare" örgütlenmesiyle, mevcut yönetim modeline oranla çok hızlı biçimde değerlendirilebilir.
• Araştırmaya göre, AB tatil tüketicilerinin yaklaşık yarısının "son dakika" satışlarını beklediği bir ortamda, Türkiye' nin yurtdışı reklam kampanyalarının, seçilecek pazarlarda bu eğilimi dikkate alacak biçimde, hızla tasarlanması, idare modeliyle daha kolay gerçekleştirilebilir.
ALTERNATİF ÜRÜNLER
• İstanbul; tek başına önemli bir turizm ürünü olarak ele alınmalıdır. Bu kentin seksenli yılların ortalarında gerçekleşmeye başlayan, tatil turizmine dönük yatırımların artışıyla, bir süre için Antalya ve Muğla karşısında yenik düştüğü bir gerçektir.
• Tatil turizminde bilinen nedenlerle süren gerileme ve son ekonomik kriz, turizmcilerin bu kenti yeniden keşfetmelerine yol açmaktadır.
• Merkezde aşırı pahalılaşan arazi fiyatları nedeniyle, varoşlarda yükselmeye başlayan otel inşaatları, hızlı talep artışını karşılamak amacıyla, kentte gelişmeye başlayan yeni bir turistik ürün anlayışını temsil ediyorlar.
• İstanbul yeni bir Beyrut olma arzusu ile çarpıcı inşaatların yükseldiği Dubai ikilemi arasında kalan bir kent görünümü veriyor.
• AVM yatırımcıları İstanbul'u belki de farkında olmadan, bölgede yeni bir uluslararası alışveriş merkezi konumuna getirecek girişimleri başlattılar. Aslında bu gelişme yeni ve salt bu döneme özgü değil. Son yıllarda Laleli piyasası olarak adlandırılan alışveriş etkinlikleri bu aşamada AVM biçimine dönüştü. Geçtiğimiz yüzyılın başlarından bu yana, İstanbul'a yönelik bir ticari etkinlik söz konusu.
• İmparatorluğun tasfiyesi öncesinde, günlük ticaret açısından liman kenti olan İstanbul'un, Balkanlar, Ortadoğu ve Karadeniz'in kuzeyinde yaşayanlar için ticari çekim merkezi olduğu, unutulmamalı.
• İthalat ve ihracatın basitleştirilmiş vergilerle yapıldığı, 20.yüzyıl başlarına kadar süren dönemde İstanbul'un büyük bir ticaret merkezi olma özelliği, ondokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğine kadar (II.Mahmut dönemi) uzanıyor. Kızılordu'nun önünden kaçan Rus soylularının sığındıkları kent, bölgede yoğun savaşların yaşandığı dönemlerde bile siyasal güvenlik kadar, ekonomik alışverişin yapıldığı bir ortamı da sağlıyordu.
• Mevcut bu potansiyelden yararlanarak, özel bir İstanbul paketi hazırlanabilir. Kamu yönetimince fazlasıyla bel bağlandığı izlenimi veren, İstanbul'un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olması, yeni etkinlik türleri yaratılamazsa, bu kente önemsenecek ölçülerde turizm geliri sağlayamayacaktır.
• İstanbul'un yetmişli yıllarında otantik çevrenin merkezi Kapalıçarşı'da başlatılan, organize turlara dönük, geleneksel ürünlere dayalı alışveriş hareketi, mutlaka üzerinde durulması gereken nedenlerle sona ermiştir. Ancak bu gelişmeye karşın İstanbul'un bir alışveriş geleneğinden söz edilebilir.
• İstanbul'a ortalama 2 saatlik uçuş uzaklığında bulunan ve ekonomik değişim yaşayan, çevre ülkelerin başkentleri, bu operasyonun hedef pazarını oluşturabilir. • Hedef pazarlar; aynı zamanda siyasal ve ekonomik açıdan kısıtlamaların asgari ölçülerde uygulandığı ve yerel pazarlama enstrümanlarının kullanımına kolaylık sağlayacak ülkelerden seçilmelidir.
• Örnek; Atina (563 km) , Sofya (507 km) , Bükreş (446 km) , Şam (1060 km), Amman (1178 km), Bağdat (1611 km) ve yukarıda değindiğimiz uzaklık sınırını biraz aşan Tahran (2041 km) ve Bakü (1760 km), İstanbul Ekspress için hedef sayılabilir.
• Yukarıda sayılan kentlerden bir ya da birden fazlası, operasyon başlangıcı için model oluşturmak amacıyla seçilerek, THY ve projeye katılmak isteyecek özel havayolu şirketleriyle birlikte paket oluşturulabilir.
• Örnek seçilen ülkeler arasında, AB üyesi ve komuta kontrol ekonomisinden aşamalı olarak, serbest piyasa koşullarını uygulamaya başlayanlar bulunmaktadır. (Örnek Suriye ve Romanya veya Bulgaristan)
• İstanbul sadece coğrafyası ile değil, neolitik çağdan başlayarak günümüze uzanan, aynı düzlem üzerindeki, arkeolojik ve tarihsel varlıklarıyla da "eşsiz" bir kenttir. İstanbul imar rantının çekiciliğine kurban verilmemelidir.
• Havacılık'ta yeni önlemlere ihtiyaç var. Seçilecek projeler için THY özel taşıyıcılarla rekabete girmeksizin kriz döneminde tamamlayıcı işbirliği yapmalıdır. Bu anlamda yurt dışı charter uçuşlarında fiyat rekabeti yerine, özel sektörün karşılayamadığı talepler için iş ortaklıkları düşünülmelidir. Son ekonomik krizde bireysel tüketici taleplerinin artışı dikkate alınarak, tarifeli uçuşlarda, operatörler için uygun fiyatlı IT programları hazırlanmalıdır.
• Deniz turizminde inisiyatif alınmalıdır. Türkiye yatçılık alanında, dünyanın bilinen en elverişli kıyılarına sahiptir. Özellikle Güney Ege'deki kıyılarının, tarihsel ve doğal sit karakterli varlıklarla dolu oluşu, yatçılık konusunda Türkiye'yi rakipsiz kılmaktadır.
• Ancak yetki karmaşası yüzünden, çevresel etki denetimleri yeterli ölçülerde değildir. Yapılaşmada düzenli kullanım ve koruma politikasının bulunmayışı, yerli ve yabancı bayraklı teknelerin Türkiye kıyılardaki seyirlerinden, hak edilen payın alınmasını engellemektedir.
• Yat turizmi rotasında bulunan kıyı bandında, çevre etkileri gözönüne alınarak düzenlenecek yat yanaşma ve bağlama yerleri ile marinaların, bölgesel kıyı yönetimleri altında düzenlenmeleri, demir atılacak bölgelerin belirlenerek denetlenmesi ve hangi nedenle olursa olsun yapılaşmanın engellenmesi, şarttır.
• Kruvaziyer turizmi üst gelir grubuna yöneliktir ve bu nedenle yüksek oranda getiri sağlamaktadır. Ancak limanları ziyaret eden gemi sayılarındaki artış ve rekabet, turist profilini değişime uğratmaktadır. Geleneksel olarak ziyaret edilen limanların başında yer alan Kuşadası Limanı'nın aynı zamanda gemi işletmeciliği de yapan bir şirkete tekel olarak tahsisi, bu kuruluşun rakipleri karşısında bir tür rekabet üstünlüğü sağlamasına yol açmaktadır.
• Yükselen değer: Sağlık turizmi. Türkiye genelinde sayılarının 308 olduğu öne sürülen, özel hastanelerinin % 44' ü İstanbul'da bulunmaktadır. Ortalama yatırımları kuruluş başına 10 milyon doları bulan özel sağlık kuruluşlarının son yıllarda büyük kapasiteye yönelmeleriyle, bu rakamın 40 milyon dolara çıktığı kaydedilmektedir.
• Özel hastaneler içerisinde ilk üç kuruluşun yıllık kapasiteleri 2 milyon kişiye ulaşmaktadır.
• Önümüzdeki iki yılda ülke düzeyinde yatırımları süren 50 yeni hastanenin açılması halinde, İstanbul'da 20 yeni hastanenin daha hizmete gireceği varsayılmaktadır. Ortalama 3 milyar doları aşan bir varlıkla, İstanbul dünyanın sayılı sağlık merkezlerinden birisi haline gelebilir.
• Sağlık kurumlarının mevcut potansiyeli değerlendirmek amacıyla, bir takım etkinlikler düzenledikleri gözlenmektedir. Yeni başlatılan bu girişimlerin arzu edilen verimliliği sağlaması için yeni ve profesyonel yöntemlerin uygulanması gereklidir.
• Tanıtım projelerinde sağlık hizmetlerine yer verilmesi, bu kapasitenin verimli değerlendirilmesine katkıda bulunacaktır.
• AVM'lerin değerlendirilmesi:Alış Veriş Merkezleri, çekim alanı olmalarının yanında, turistik bir çok kente turist gelişini arttıracak, çok önemli fonksiyonları turizm aracılığıyla üstlenebilirler.
• 2007 yılı sonu itibariyle Türkiye'deki AVM'lerin sayıları 179' dur.
• Sadece İstanbul'daki AVM sayısı operasyonda bulunan 46, inşaat aşamasında 43 ve proje aşamasında olan 52 ile birlikte, 141'e ulaşacaktır.
• Ekonomik dalgalanmalar nedeniyle, proje aşamasında bulunanların durdurulması halinde bile İstanbul 89 AVM'ne sahip olacaktır.Ekonomik kriz döneminde bu gücün gelir getirecek biçimde yurtdışında pazarlanması mümkün görülmektedir.
• Spor Etkinlikleri: Olimpiyatlar, çok uluslu sportif karşılaşmalar (futbol şampiyonaları), geniş katılımlı uluslararası fuarlar, özel amaçlı haftalar, yüksek sayıda ziyaretçilerin yanısıra, tanıtım imkanı da sağlayan etkinlikler olarak değerlendirilmelidir.
• İç Turizm Desteklenmelidir: Kriz döneminde iç turizmi hareketlendirmek için, konaklama sektöründe yabancılara uygulanan özel fiyatlara benzer şekilde iç pazara dönük yerli turistlere de ayarlamaların yapılabileceği söylenmektedir.
• Her ekonomik etkinlik gibi, turizmin de en önemli desteğinin iç pazarda yaratılacak talepten kaynaklandığı, son kriz döneminde iyice anlaşılmıştır.
• Kriz döneminde, çalışanların iç turizm talebinin canlandırılmasında önemli bir potansiyel oluşturacakları unutulmamalıdır. Bu bağlamda sendikaların da katılacağı bir sosyal turizm modeli kısa sürede hayata geçirilebilir.
• Kültür ve Turizm Bakanlığının bu kapsamda açıkladığı,"tatil herkesin hakkıdır" kampanyası olumlu bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir.
|
TURAD'I KİMLER KURDU, NE AMAÇLANDI?
TURAD; konaklama, taşıma, seyahat acenteliği, yatçılık, tanıtım, finansman ve bankacılık konularında, en üst düzeylerde görev yapmış, birikimlerini sektör ve kamuoyu ile paylaşmak amacıyla bir araya gelen uzmanların, gönüllü katılımlarıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşudur. TURAD'ın 26 kurucusu arasında; üst düzey bürokrat, meslek kuruluşu yöneticileri, turizmci, bankacılık ve finansman sektorü yöneticileri, reklamcı, araştırmacı ve siyasetçiler bulunmaktadır. Kurucuların ortalama mesleki deneyim süreleri çeyrek yüzyılı aşmaktadır. TURAD'ın öncelikli amacı; doğru bilgi üretimine katkıda bulunmak için sektöre ilişkin veri toplamak, sektörel bilgilere ulaşmak isteyen, profesyonellerin ve turizme ilgi duyan herkesin, kolaylıkla yararlanacağı bir başvuru noktası haline gelmektir. Bu aşamanın tamamlanmasının ardından, sürekli güncellenecek yerel ve ülkesel araştırmalarla sektöre doğru, sağlıklı ve yararlı bilgiler aktaran bir platform oluşturulacaktır.
Hedef doğru bilgiye ulaşmak ve bu bilgilere dayalı sağlıklı karar mekanizmalarının işletilmesine yardımcı olmaktır.
TURAD'ın hedefleri arasında, standartları belirlemekle görevli kuruluşlara , uluslararası uygulamalara ilişkin yol gösterererek, standart denetiminin kurumsallaşması adına çaba harcamak da bulunmaktadır. Turizm'de eksikliği hissedilen 'standart denetimi' konusunun ,sektörün geleceğini güvence altına alacağına inanılmaktadır.
TURAD 'ın kurucuları standart denetimindeki eksikliğin, turizm sektörünün uluslararası pazardan almayı hak ettiği payı eksilttiğini, yatırımların geri dönüşüne ilişkin zaman planlarını olumsuz etkilediğini savunmaktadırlar.
TURAD; işletme bazında olduğu kadar, yöresel ve bölgesel düzeyde de ele alınacak standart denetimlerinin gerçek anlamda uygulanmasıyla , haksız rekabetin azaltılacağına, özellikle bireysel tüketicinin haklarının savunulacağı bir yapılanmanın, sektörün gelirlerini gerçek anlamda arttıracağına güvenmektedir.
KURUCU ÜYELER
Deniz ANAPA / SKAL, Mil. Kom. Gen. Sek., Inter Group Seçim AYDIN / ATID Anadolu Turizm .İşl.Derneği, Yönetim Kurulu Başkanı Muktedir BALLI / TÜRSAB, Eski Yönetim Kurulu Başkanı, Aka Tur Ahmet BARUT / TUROFED, Yönetim Kurulu Başkanı, Barut Hotels Ahmet BİÇER / FLORA HOTELS, Yönetim Kurulu Başkanı, Flora Group Yusuf BOLAYIRLI / T.H.Y. Eski Yönetim Kurulu Başkanı ve GM, My Technic Talha ÇAMAŞ / VISITUR, Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Çizmeci / ACT HAVA YOLLARI ve My Technic Yön.Krl.Bşk Selami KARAİBRAHİMGİL / Eski Tanıtma GM, Lonra ve New York Turizm Müşaviri Bülent KATKAK / EMANTUR, Yönetim Kurulu Başkanı Turgay KIRAN / INTER GROUP, Yönetim Kurulu Başkanı Nezih OLCAY / MAGNETI MARELLI, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Şükrü ÖKSÜZ / IRA REKLAM AJANSI, Yönetim Kurulu Başkanı Sinan ÖZER / EGE YAT, Yönetim Kurulu Başkanı Bülent ÖZÜKAN / BOYUT YAYIN GURUBU, Yönetim Kurulu Başkanı Faruk PEKİN / FEST TRAVEL, Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa SÖNMEZ /Ekonomist, Yazar Caner ŞAKA / Turizmci Cumhur Güven TAŞBAŞI / Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tanıtma GM Aykut TALUY / Profesyonel Tanıtım Uzmanı Bülent TANLA / Araştırmacı ,İstanbul Eski Milletvekili Fikret TOKSÖZ / TESEV Başaran ULUSOY / TÜRSAB, Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya YILDIRIM / T.C. Merkez Bankası Eski Başkanı Bahattin Yücel / Turizmci Kasım ZOTO / TUROB, Yönetim Kurulu Üyesi, Armada Otel
|
|
Zekeriya Can |
15.05.2009 / 01:28:00 |
|
Varılan tesbitler tamamen dogru,cozum onerileride.Ya uygulama?Hep burda,is bitirici noktada takılıp kalıyoruz.Konusuyoruz,ama uygulama eksikligimiz yuzunden sonucları degistiremiyoruz.Sayın katılımcılarında belirttigi gibi:Yaptırıcı gucu olan bir ''Turizm Ust Kurlu''.Devlet,kullanma becerisi olmadıgı yetkiyi kimseye ne vermek nede paylasmak istiyor.Bunun yerine sektoru dahada dagıtarak cozmeye,siyasi ve sosyal etki gucunu asagı cekmeye calısıyor.Son yapılan,Sayın Hisarcıklıoglu ve yurt dısındaki Turk isadamlarının katıldıgı yapılanma buna ayrı bir ornek.Bu degerli insanlar misyon yuklenebilirler.Fakat ticari degere donusturme ve hedef tayininde mutfak bilgisi gerekir.Ayrıca belirli esaslara dayanmayan ulkesel ve yerel siyasi kisilerin sahsi insiyatifindeki kararlarla,turizm gibi global esasları olan bir sektorde uygulamalar nasıl olacaktır?Kısacası;Hoca Nasreddin in dedigi gibi:Unumuz,Sekerimiz ve Yagımız var ama Helva Yapacak bir ''Turizm Ust Kururlumuz'' yok.Bunun icin daha oncede bir yorumumda dile getirdigim:''Ust Yapılanma''ile ilgili talebimizi Turizmde Bu Sabahta imzaya acalım.Sayın Sektor Temsilcilerimiz rakamlarla beraber hukumetimize taleoplerimizi gotursunler.Saygılarımla,Zekeriya Can |
|
|
"Turizm sektörünü yakından ilgilendireceğini umduğumuz açık bir işbirliği t...
|
Mısır Turizm Bakanı Münir Fahri Abdül-Nur, 2017 yılında turizm gelirlerini 25 mi...
|
Geçtiğimiz günlerde 17 uçağını ve İspanya'daki 5 otelde bulunan hisselerini...
|
Erbil'de açtığı ilk yurt dışı Duty Free mağazasının ardından Setur, Çukurov...
|
Geçen yıl 40 gün süren İstanbul Shopping Fest bu yıl 1 milyon turisti ağırlayaca...
|
|