Avrupa Birliği, PIIGS (Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya) olarak adlandırılan ülkelerin bütçe ve cari dengelerindeki açıklar ve yüksek oranda kamu borç yüklerinin getirdiği ekonomik sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor.
Özellikle Yunanistan ve Portekiz ekonomilerinin sorunları, ortak para birimi olarak Euro'yu kullanan ülkelerin ekonomik durumunu bozucu etki yaratmakla birlikte Euro'nun değer kaybetmesine yol açıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin mücadele etmekte olduğu ekonomik problemler bölgeyle olan turizm ilişkilerimizi iki açıdan etkiliyor. Bunlardan birincisi Euro'nun son aylarda yaşamakta olduğu değer kaybı, diğeri ise söz konusu ülkelerinin ekonomik açıdan toparlanma hızı.
İlk olarak Euro'nun TL karşısında değer kaybını ele alalım. Döviz kurunun düşmesi diğer bir deyişle diğer ülke paralarına karşı değer kazanması, mal ve hizmet fiyatlarının nispi olarak pahalı olmasına yol açarak ülkedeki mal ve hizmetlere olan talebi azaltmaktadır.
2010 yılının başında 2.14 TL/EURO seviyesinde işlem gören Euro, son aylarda tarihinin en büyük çöküşlerinden birini yaşayarak Mayıs ayında 1.90 TL/EURO seviyesine kadar geriledi. AB ve IMF'nin Yunanistan'ı kurtarma planını açıklamasının ardından toparlanma sürecine girmiş görünen Euro 1.97 TL/EURO civarında dengede kalmaya çalışıyor. Bu durumda Euro, 2010 yılı başından bu yana TL'ye karşı yaklaşık yüzde 8 oranında değer kaybı yaşamış görünüyor.
TL'nin Euro karşısında değer kazanması, turizm sektöründeki rekabet gücümüzü düşürerek ülkemize olan talep üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Dış talebin azalması yönündeki sinyalleri bazı rakamsal veriler ile açıklayabiliriz.
T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü tarafından periyodik olarak her ayın sonunda yayınlanan sınır istatistikleri verilerine göre düzenlenen ve dönemler itibariyle karşılaştırma yapmamıza olanak sağlayacak tablo aşağıda verilmiştir. Tabloda son dört yılın Ocak-Mayıs döneminde ülkemizi ziyaret eden toplam yabancı turist sayısı, 27 AB ülkesinden gelen turist sayısı ve AB ülkelerinin toplam turist sayısı içindeki ağırlığı, gösterilmektedir.
TCMB'nin her ay yayınlamakta olduğu ödemeler dengesi istatistiklerinden derlenen Ocak-Mayıs dönemi dolar cinsinden turizm gelirleri ve artış hızı verilerinin açıklayıcı olacağı düşünülerek tabloya eklenmiştir.
2007 ve 2008 yıllarında gerek AB ülkeleri gerekse toplam gelen turist sayısındaki artış hızının yüksekliği dikkat çekicidir. Krizin etkilerinin ağır şekilde hissedildiği 2009 yılında ise AB ülkelerinden gelen ziyaretçi sayısındaki artış hızı çarpıcı bir şekilde düşmüş toplam gelen turist sayısında ise azalma yaşanmıştır.
2010 yılına gelindiğinde ise AB ülkelerinden gelen turist sayısı önceki yılın Ocak-Mayıs dönemine göre yüzde 3 oranında artmıştır. Bu dönemde toplam turist sayısındaki artış önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10 oranında gerçekleşmiştir. AB ülkelerinden gelen turistlerin toplam turist sayısındaki ağırlığına bakıldığında ise 2010 yılı hariç yüzde 55-56 civarında olduğu görülmektedir. 2010 yılının ilk beş ayında ise AB ülkelerinin oranı yüzde 52 düzeyine gerilemiştir. Bu durum, ülkemize gelen toplam ziyaretçilerin ülke/bölge bazında portföyünün az da olsa değiştiğine yönelik olumlu bir işaret olarak algılanabilir.
Euronun değer kaybı önümüzdeki aylarda devam eder ise ülkemizi ziyaret eden AB orijinli vatandaşların sayısında artış hızının yavaşlayacağını hatta eksiye döneceğini söyleyebiliriz.
İkinci olarak Euro'nun değer kaybının yanında AB ekonomilerinin toparlanma hızı da bizim için oldukça önemli. IMF, Nisan ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünümü (World Economic Outlook) isimli raporundaki 2010 yılı büyüme tahminlerini revize etti.
IMF, 2010 ve 2011 yılları için Avrupa Birliği'nin sırasıyla yüzde 1 ve yüzde 1.4 büyüyeceğini tahmin ediyor. AB'nin 2010 ve 2011 yıllarındaki düşük büyüme hızı turizm gelirlerimiz açısından sıkıntı yaratacak bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Bölgedeki büyümenin sınırlı kalmasının nedeni, yaşanan küresel kriz nedeniyle uygulanan gevşek maliye politikalarının sıkılaştırılması olacak. Diğer bir deyişle ilerleyen dönemlerde Avrupa Birliği ülkelerinde Yunanistan örneğinde olduğu gibi kamu açıklarının finansmanı için vergiler artırılarak kamu harcamaları azaltılacaktır.
Vergilerin artırılması ve kamu harcamalarının kısılması ile kişilerin harcanabilir gelirleri ve tüketim yapmak amacıyla ellerine geçecek para miktarı azalacak dolayısıyla mal ve hizmetlere olan talep düşecektir. Söz konusu durum, kuşkusuz turizm talebini dolayısıyla turizm gelirlerimizi olumsuz etkileyecektir.
Tüketim harcamalarının önemli bir kısmını zorunlu tüketim harcamaları oluşturduğundan bu tür harcamalardan vazgeçmek mümkün değil. Dolayısıyla krizler sırasında özellikle lüks tüketim sınıfına giren mal ve hizmet talebinin ciddi biçimde daraldığı bir gerçek. Birçok akademik çalışmanın ortaya koyduğu üzere turizm talebinin gelir esnekliği 1'den büyük olduğundan lüks tüketim sınıfına girmektedir. Bunun anlamı ise önümüzdeki dönemde AB'nin uygulayacağı daraltıcı ekonomi politikaları ve gerçekleştireceği düşük büyüme hızı kişilerin turizm taleplerini olumsuz yönde etkileyecektir.
Tabloda yer alan turizm gelirleri verilerinden de 2009 yılı ilk beş ayına oranla artışın yüzde 2 düzeyinde gerçekleştiği görülmektedir. Düşük artış hızının yanında kişi başına düşen ortalama harcamalara baktığımızda ise öngörülerimize paralel olarak 2009 yılına kıyasla yüzde 7 oranında azalarak 624 dolar seviyesine geldiğini görmekteyiz.
Ülkemize gelen yabancı turist kompozisyonunda önemli bir yere sahip olan AB ülkelerinin ekonomik sorunlarının üstesinden gelmesi ve ekonomilerinin toparlanması kısa dönemde gerçekleşecek gibi gözükmüyor. Söz konusu bölgeden kaynaklanacak olası ziyaretçi azalışını telafi etmek amacıyla alternatif ülkelere yönelik ülke turizmini tanıtıcı turizm politikaları geliştirilmelidir. Böylelikle Avrupa'nın yaşadığı kriz sürecinde diğer ülkelerden gelen turistler ikame edilerek turizm gelir kaybının önüne geçilebilecektir.