THY üst yönetiminin son dönemde büyümeye dayalı başarı öyküleri ile TYD'nin "Pollyanna İlkeleri"nden sapmadan hazırlandığı anlaşılan, 2023 yılı beklentilerine ilişkin haberleri okurken, gözlerimiz Sevgili ULUSOY'un ; "Türkiye bir moda değil, markadır" biçiminde sloganlaştırdığı yorumuna takıldı.
THY Genel Müdürü Kotil; Asya-Avrupa koridorundaki yüzde 66'lık transit yolcuyu hedef aldıklarını ve Avrupa'daki güncel pazar paylarının yüzde 8,4'e yükseldiğini açıklıyordu. TYD ise 2023 yılında turizm gelirlerini 85 milyar dolar olarak tahmin ediyordu.
Moda olmaktan, markalaşma aşamasına geçen ülkemizin milli havayolu, Asya-Avrupa koridorunda Türkiye'yi -adı üstünde- transit geçecek yolcuların pazarlarında büyümeyi amaçladığını en yetkili ağızdan açıklıyordu.
Bu durumda herhalde başkalarının milli havayollarının getireceği turistlerin, Türkiye'de bırakacakları dövizin miktarı giderek artacak ve 2023 yılında sektörün gelirleri 85 milyar doları bulacaktı.
Ne zaman derseniz, o sorunun yanıtı da hazır. Ancak biraz dişinizi sıkmalısınız o kadar. Bütün bu gizemli sonuçlar 2023'te bir başka anlatımla; cumhuriyetimizin 100'üncü yılında gerçekleşecek.
Önce THY'nin hedefine bakalım.
Bu ülkenin kamu sermayesi ağırlıklı, devlet güvencesi ile oluşturulmuş yüksek borç stoku ile büyütülen, milli taşıyıcı sıfatını taşıyan en büyük havayolunun, ana hedefi hangi pazar olmalıdır sizce? Eğer gerçekten bu meslekten iseniz, turizm sektörünün hedef pazarı değil mi?
Ne yazık ki, THY üst yönetiminin belirlediği hedefin Türkiye turizminin temel pazarları ile pek ilgisi yok. Onların büyüme amaçlı yönleri; Asya-Batı koridorunda yaşayan, Türkiye dışındaki üçüncü ülkelerin yolcularına dönmüş durumda.
Hedef böyle seçilince, THY'nin Avrupa yolcu trafiği sıralamasında yüzde 8,4' lük potansiyele ulaşmasınının, bu ülkenin turizm sektörü açısından pek anlamı var mıdır?
THY üst yönetimi 2011 ve 2012 yıllarında, Türkiye sınırlarından içeri girerek, en az bir gece konaklayacak kaç turisti taşımayı hedeflemektedir, sorusunun yanıtını lafı eğip bükmeden vermelidir.
Kuşkusuz bu yanıtta THY'nin son üç yıllık büyüme sırasında, en az bir gece konaklamalı kaç turisti, ülkemizin hangi havaalanlarına getirip, götürdükleri de belirtilmelidir.
TYD'nin açıklamasına bakalım.
Her yıl sezona girerken fiyat düşüren...
Elinde yurt dışında pazarlanacak hiçbir markası olmayan...
Geleceklerini –çoğunlukla- bir elin parmaklarından daha az sayıda tur operatörünün verecekleri avanslara bağlamış...
Bilinçli olduğu izlenimi veren iflaslar karşısında ise sessizlikten başka hiçbir eylemi hatırlarda kalmayan...
Büyümeyi transit trafiğinde arayan taşımacıların anlayışına terk edilmiş bu sektörün, hangi sihirli değnekle başarıya ulaşacağının ip uçlarını da vermesi gerekmez mi?
"Türkiye moda değil, marka olmuştur" söylemi ilk bakışta kulağa hoş geliyor.
Üyelerinin çoğunluğu içinde bulundukları zor durumdan çıkmak için akla hayale gelmedik çabalarla uğraş veren..
Genelleştirilecek kadar önemli bir örnek midir, bilemeyiz ama; komşu Yunan adasına maliyet fiyatına, hatta birtakım promosyonlar uygulayarak, biraz da altına günlük tur satan, karşılığında müşterilerinin duty free haklarını kullanarak ,satın aldıkları içkilerden kâr elde etmeyi umanların bulunduğu...
Yer hizmetleri ve ekstra tur satışı dışında hiçbir gelirleri kalmamış...
Bazı tur programı dosyalarının, rehberlere bırakın ücret ödemeyi, hanut karşılığı önceden satıldığı, üstelik bu hizmetler için çoğu kez yurt dışındaki muhataplarına ön ödeme yapmak zorunda kalan, bir ülkeden söz ediliyor değil mi?
Adı geçtiğinde sadece indirimle anımsanan, her şey dahil dışında hiçbir dayanağı kalmayan, son 10 yılda doğru dürüst yurt içi ve yurt dışı profil araştırması dahi yapılmamış bir ülkenin, markalaşma yöntemleri açıklandığında, büyük olasılıkla dünya turizm literatürü yeni baştan yazılacaktır.
Şaka bir yana, yukarıdaki değerlendirmelere bakınca, insanın aklına sadece son günlerde gündemden düşen bir deyim geliyor; "öteki Türkiye" .
Bu yorumları yapanlar sizce hangi Türkiye'den söz ediyorlar? "Gerçek" ya da "Öteki Türkiye" hangisi?
|