AB para birimi Euro'nun, beklenmedik ölçülerde ve hızlı değer kaybına uğraması, turizm sektörü başta, bütün ihracatçılar açısından bu sezonunun çok sıcak geçeceğini gösteriyor.
Değeri düşen Euro; dış ticaretini ağırlıklı olarak AB ülkeleri üzerinden gerçekleştiren Türk ekonomisini daha çok ithalat ve kaçınılmaz olarak daha az ihracat yapmak zorunda bırakacağa benziyor.
Özellikle turizm sektörü Euro'nun aşırı düşüşünden çok , doların beklenmeyen yükselişi nedeniyle de içinde bulunduğumuz yılın yaz aylarını, karabasan içinde geçirebilir.
Satışların ağırlıklı olarak Euro sahasına yapıldığı, hava taşımacılığı giderlerinin ise ne yazık ki dolar ile belirlendiği bir ekonomik ortam, turizm sektörünün zaten kırılgan olan mali yapısını, havacıların deyimiyle sert bir türbülansa sürükleyebilir.
Son yıllarda Euro karşısında düşük düzeyde seyreden dolar sayesinde, zorunlu fiyat düşüşleri ve hızla artan TL cinsi iç maliyetleri bir ölçüde dengeleyebilen turizm sektörü; bu yeni gelişen durum karşısında, acil önlemlerle mutlaka ve gecikmeksizin desteklenmelidir.
Şimdiden bir şeyler yapılmazsa, Euro cinsinden sözleşme yapan işletmelerin, bir önceki sezona oranla daha fazla iş yapmalarına karşın zararlarını arttırdıklarına tanık olacağız.
Euro ile dolar arasındaki ilişkiye bakıldığında; 2010 yıl başında 1 Euro= 1,4271 USD olan kurun, Mayıs ortasında 1 Euro = 1,2681 rakamına gerilediği ortaya çıkıyor. Euro yaz operasyonlarının başlamak üzere olduğu sırada, son 14 aylık dönemin en düşük değerlerine iniyor.
Bu durumun turizm sektörü açısından en çarpıcı yanı; tatil paketleri içinde en büyük payı alan uçuş giderlerinin, Euro cinsinden artmasıdır.
Euro sadece USD karşısında değil, doğal olarak TK karşısında da değer yitirmektedir. Son altı ayda 1 Euro = 2,25 TL olan kur Mayıs ortasında 1 Euro = 1,90 TL düzeylerine gerilemiştir.
Euro'nun dramatik durumu karşısında, ortaklık anlaşmalarının aksine bir tavır alan Alman Hükümeti Başbakan Bayan Merkel'in ağzından; önlem alınmazsa Euro'nun çökeceğini ve AB' nin dağılabileceğini ifade etmektedir.
Kısaca özetlersek; mali çöküşün işaretleri AB'nin siyasal yapısını tehdit etmektedir. Bu gelişmenin kaçınılmaz sonucu olarak, AB ülkelerinden yurt dışına çıkışların azalması gündeme gelebilir.
Yukarıdaki olumsuzluğun sektör üzerindeki olası etkilerini azaltmak için, Hükümetin hiç zaman kaybetmeden, Merkez Bankası ile birlikte hareket ederek, özel bankaların oluşturacakları bir Turizm Hadge Fonunun (THF) kurulmasını desteklemesi en acil görevdir.
Fon merkezleri Türkiye'de bulunan konaklama ve taşımacı kuruluşların, 2010 sezonu için yurtdışındaki –özellikle- tur operatörleriyle yaptıkları hizmet sözleşmelerine göre yıl sonuna kadar "Euro" sahasına verecekleri hizmet karşılığı yurda getirecekleri dövizlerini, önceden ilân edeceği kurlarla satın almalıdır.
Böylece kısa sürede yapılacak bir incelemeyle, başvuran işletmelerin son üç yıllık performanslarına göre değerlendirmeleri yapılarak, bu tür sözleşmelerin büyük oranda kayıt içine alınması da sağlanır.
Unutmayalım ki, bu öneri benimsenirse, KDV ve ÖTV yanında, dünyanın en pahalı vasıtalı vergileri ile bu sektörün hakim ortağı durumunda bulunan kamu maliyesi, işletmelerin; özkaynaklarının kaybı nedeniyle zor duruma düşmelerini önleyerek, tahsilatlarının düşmesini de engelleyebilir.
Bu öneriyi kerameti kendinden menkul "mali kural" gerekçesiyle geri çevirirler mi, şimdiden bilemeyiz. Ama turizm sektöründen esirgenen ilginin, şu sıralarda darboğazda olduğu öne sürülen bir kesime gösterilmek üzere olduğunu biliyoruz. Ayrılan kaynak ise hiç de azımsanacak gibi değilmiş. Bu kaynağın ne kadar olduğunu merak edenlere ifade edelim; tam 4,5 milyar dolar..
|