Bardak ile göl

Turizm bir çok parçanın birleştirilmesinden oluşur. Her yöre, her destinasyon bir parçadır. Parçanın içindeki küçücük nüanslar, mekanlardır. Mekanlar parçaları büyütür geliştirir. Her destinasyon bütüne hizmet eder. Tek bağımsız yöre satışları bütünden ayrı değildir. Kişi Alanya’yı satın alır ama Türkiye’ye tatile gidiyorum der.



Ertuğrul Çınar
 /6.9.2004



Göze hoş gelen bütündür. Bütün tek gözükür. Bütünü parçalara ayırırsanız, parçalar kendi başlarına bir anlam ifade etseler de, bütünün ifade gücüne ve tekliğinin gücüne ulaşamaz.
Turizm bir çok parçanın birleştirilmesinden oluşur. Her yöre, her destinasyon bir parçadır. Parçanın içindeki küçücük nüanslar, mekanlardır. Mekanlar parçaları büyütür geliştirir. Her destinasyon bütüne hizmet eder. Tek bağımsız yöre satışları bütünden ayrı değildir. Kişi Alanya’yı satın alır ama Türkiye’ye tatile gidiyorum der.Ya da Maldivlere gidiyorum der, ama Maldiv adaları bir çok adadan oluşan isimli cisimli ada parçacıklarıdır. Onları bilmez. Önemli olan bütündür. Parçalar bir değerdir. Bir önemli objedir. Bu önemli değerleri bir organizma şeklinde bütünselliğe ulaştıran, sağlıklı bir yapı kurarak bunlar arasında dengeli bir yatırımı sağlayan denetimi sağlayan idareler başarılı olmaya hak kazanır.
İnsanlar da yöre insanları da turizm insanı olmak, yöresel çemberler arasında gelenekselliğin içinde sıkışıp kalmadan, tüm parçası ile bütüne hizmet etmek zorunda olmalıdırlar. Bu sene benim yörem iyi, öbür taraf bana ne anlayışları turizme yakışmaz. Aslında sosyal insan mantalitesine yakışmaz. Geçen gün milli maçta maçı bırakıp yöresel çekişmeleri yapan seyirci, tıpkı genel ulusal takımının dünya platformunda geriye gitmesinin acısını mutlaka eninde sonunda yöre olarak ta çekeceğin bilincine varmalıdır. Dikkat edin, bizler böyle değildik. Bizler teknolojik tüm eksikliklere rağmen yol, su, elektrik yokken tüm parçalarımız ile bütüne hizmet ediyorduk . Saygılı ve sevgiliydik.
Global oyun yazarlarının işlerine gelen oyunun senaryosunda parçaları bütünden ayırarak, ayrıştırarak zayıflatma en önemli ilkedir. Elbetteki bizler önemli değerlerimizi yok saymayacağız. Elbetteki sosyal turizmi geliştireceğiz. Bulgar bir çiftçinin Kuşadası’na tatile geldiği gibi bizim insanımız da böyle tatil yapabilecek. Bu da bütünü güçlendirerek olacak. Rant ve kar psikozu içinde, günlük ve geçici ve yöreci düşünerek değil. Bir zamanlar binlerce dolar eden lalelideki dükkan kiraları bir soru işareti olmalıdır.!!
O, bu, şu değil her parçamızı seveceğiz geliştireceğiz denetleyeceğiz. Kendi öz denetimimizi yapabileceğiz. Korkmamayı öğreneceğiz. Her parçamız da akan kan aynı ölçütlerde temizlenecek. Ve bütünümüz daha sağlıklı daha güçlü yürüyecek. Bencilliği bırakarak. Bana bir şey olmazları bırakarak.. Benimki işini bilir yanlışlarını bırakarak.. Yarınlarda ayakta kalmak istiyorsak “Türkiye “ imajını her yönüyle sosyal devlet anlayışı içinde korumamız gerekiyor.
Bir öyküde şöyle gelişir..
Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı. "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verdi. Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu: "Tadı nasıl?" "Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak. "Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam, "hayır" diye cevapladı çırağı. Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
"Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."

Bardak olmakta kalırsak ,yöremizde parçalar içinde kah acı ,kah neşe içinde vurdum duymazlaşırsak ne göl oluruz. Ne gölü anlayabiliriz..